01 Mayıs 2017

Spotify'ın İncelikleri (veya "Derin Spotify"!)

Açıkcası bu yazıyı kaç zamandır yazmak istiyordum ama bir türlü fırsat olmamıştı. Eğer düzenli Spotify kullanıyorsanız burada vereceğim bazı ufak bilgi ve yollar, yeni veya farklı müzikler keşfetmekte çok işinize yarayacaktır.

Önce gelişmiş arama özelliklerinden başlayalım. Normalde Spotify'ın arama kutusunu nasıl kullanırız? Aradığımız şarkının albümün vs adını girersiniz ve bir sürü sonuç çıkar. Ama aslında bundan öte aşağıdaki anahtar kelimelerle de özellikli aramalar yapmanız mümkün. Temel kalıplarımız şunlar:

Album - Artist - Track - Year - Label

Hemen album ile başlayalım.
album:in rainbows > albüm adında in rainbows kelimelerinin olduğu bütün albümleri getirir. İlk başta tabii ki Radiohead'in albümü çıkıyor zira bu kelimelerin yer aldığı en popüler albüm bu. Ama sonrasında adını sanını duymamış olabileceğiniz grupların "Rainbows In The Dark" gibisinden isimli albümleri de geliyor. Bunu engellemek için aşağıdakini yapabilirsiniz:

album:"in rainbows" > albüm adında "in rainbows" kelimelerinin bulunduğu albümleri getirir. İlk başta yine radiohead var ama başka alakasız gruplar da var. O zaman şunu yapalım:

album:"in rainbows" artist:radiohead > sadece Radiohead'in In Rainbows albümü geldi!

Ama şunu da yapabilirsiniz mesela:
album:"rainbows in" > albüm adında bu sıra ile, "rainbows in" kelimeleri geçen albümleri getirir. Radiohead olmayacaktır tabii aralarında. Yani tırnak içine alınca doğrudan o şekilde olan kelimeleri getiriyor.

Bir de şuna bakalım:
artist:radiohead year:1996 > Radiohead'in sadece 1996'da yayımlanan kaydının getirir (tabii spotify'da albüm yayımlanma tarihleri her zaman doğru olmayabiliyor, özellikle eski caz kayıtlarında çoğu zaman tekrar yayınlandıkları tarihler yazıyor vs).

artist:radiohead year:1996-1999 > Ta-taa! Radiohead'in 1996-1999 yılları arasındaki kayıtları ile sınırlı bir liste gelir :)

artist:david year:1975 > Bu arama ile sanatçı adında David olan bütün sanatçıların 1975 yılında yayımladığı kayıtları görebilirsiniz. Tabii ki David Bowie - Young Americans ile başlıyor liste ama devamında David Axelrod ve David Sanborn da var (ve başka bir sürü sanatçı albüm vs). Anahtar kelimelerinizi seçerken bunu da düşünerek seçin.

Biraz da track kalıbı ile arama yapalım, biraz daha özel bir konu bu.
artist:david track:day > İsminde David geçen sanatçıların, yine içinde Day geçen parçalarının listesini getirir. Bunu girdiğinizde bir sürü David August, David Gilmour ve David Bowie'nin parçalarını görebilirsiniz. Track bazlı başka neler yapabiliriz bakalım:

track:skrillex remix > Bayağı bir Skrillex remix'i geldi, dinlemek istemeyeceğiniz kadar!

artist:gorillaz track:remix > Bu sefer Gorillaz'a yapılan bütün remix'ler geldi.

Şimdi bambaşka bir şey yapalım, plak şirketleri üzerinden arama yapan Label kalıbını kullanalım:
label:domino year:2005 > Bu arama size Domino isimli plak şirketinin 2005 yılında yayımlanan bütün kayıtlarını getirir.

Ufak bir not, kayıtlar deyince sadece albümler değil, bütün single'lar vs de geliyor. Bir başka not, normalde arama sonuçları sizi doğrudan bütün sonuçların yer aldığı karma bir ekrana getiriyor. Eğer belli bir kategorideki sonuçları (albums / artists vs) görmek istiyorsanız o başlığa basın.

label:domino year:2005 NOT franz > Bu durumda ise yine Domino'nun 2005 albümleri gelir ama isminde Franz olanlar çıkartılarak (yani Franz Ferdinand kayıtları aradan düşecektir). Bu işlemi yaparken NOT mutlaka büyük olmalı. Ayrıca tırnak içine alarak da kullanabilirsiniz (NOT "franz ferdinand" gibi). NOT komutuna ek olarak OR veya AND de kullanılabiliyor, bu biraz sizin yapacağınız deneylere bağlı.

label:"tru thoughts" year:2016-2017 > Bu arama ise Tru Thoughts plak şirketinden 2016-2017 yılında çıkan bütün kayıtları getirir.

Label üzerinden arama yapmanın güzelliği, sevdiğiniz bir plak şirketinin yayımladığı bütün kayıtlara ulaşabilme imkanı vermesi. Burada tek sıkıntı, sonuçların tarih sırasına göre gelmemesi (popülerlik sırasına göre geliyor anladığım kadarıyla).

Bu değişik arama kalıpları üzerinden çok ilginç şeyler yapabilir ve bambaşka aramalar ve sonuçlar bulabilirsiniz, oynaması da çok eğlenceli oluyor! Tabii özel arama kalıpları bunlarla bitmiyor, bir başka konu var ki o da GENRE. Ama konu çok uzadı, o yüzden genre aramalarını (ve bununla bağlantılı süper bir siteyi) bir sonraki post'uma bırakıyorum! :)

31 Ocak 2017

Alçak Basınç Şubat'ta Bağımsız Plak Şirketlerini Konuk Ediyor


Son birkaç aydır şunu düşünüyorum: Memlekette işler karışmışken, pop müzik dışında işler yapan müzisyenlerimiz giderek daha çarpıcı, daha güzel albümler, müzikler yapıyorlar, dünyaya daha çok açılıyorlar. Belki görüntü aldatıcıdır ama ortalıkta çok güzel müzikler yapan sanatçılarımız olduğu kesin bilgi!

Peki bu müzikler bize nasıl ulaşıyor? İşte bu noktada - hala - plak şirketleri devreye giriyor. Bundan bir 7-8 yıl önce müzikte dijital devrim yoğun şekilde başlarken bazıları bunun bağımsız plak şirketlerinin sonu olabileceğini söylüyordu. Halbuki şu anda gördüğümüz, bağımsız plak şirketleri en az eskisi kadar güçlü ve etkinler. Bağımsız şirketler misyonlarına uygun yeni işlerde başı çekiyorlar, hala müzik endüstrisine yön verebilme gücüne sahipler ve müziklerini de gerçekten plak olarak basılabiliyorlar! 

Bu vesile ile Şubat ayında Alçak Basınç programımı İstanbul'dan dört farklı plak şirketine ayırmaya karar verdim. Sırasıyla; yeni ve sıradışı sanatçıların başkalarının yayımlamaya kolay cesaret edemeyeceği albümleri yıllardır değişik formatlarda yayımlayan Müzik Hayvanı, elektronik müzikten psychedelic rock'a geniş bir yelpazede albümlere imza atan Personal Space Records, memleketin yeni rocker'larının sarsılmaz yuvası olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen Tantana Records ve caz müziğinde genç, yeni veya iddialo projelere korkusuzca kapısını açan Kabak & Lin, Şubat ayında Açık Radyo'da konuğum olacaklar. 

1 Şubat: Müzik Hayvanı (Eray Düzgünsoy)
8 Şubat: Personal Space Records (Serhat Erman)
15 Şubat: Tantana Records (Şule Camadan ve Reha Öztunalı)
22 Şubat: Kabak & Lin Records (Ediz Hafızoğlu ve Atakan Narman)

Tabii ki memleketteki başarılı bağımsız plak şirketleri bu dördünden ibaret değil, bu seri istense rahatlıkla birkaç ay daha devam edebilir. Ama aceleye gerek yok. Yılın ikinci yarısında bir dörtlü seri daha yapmak niyetiyle böyle başlayalım dedim. 

Programların yayın tarihleri yukarıdaki şekilde. Alçak Basınç her zaman olduğu gibi Çarşamba akşamları 9:00-10:00 arası Açık Radyo'dan yayımlanıyor. Yayınları radyodan veya internet üzerinden dinleyebileceğiniz gibi, yayınları takip eden günlerde Mixcloud sayfam üzerinden de ulaşabileceksiniz. 


24 Aralık 2016

Caz Okyanusu 2016

Caz müziği artık tek bir cümle ile tanımlanması imkansız bir okyanusa dönüştü. Birçok müzisyen oldukça melez müzikler yapıyorlar, klasik anlamda bildiğimiz caz olmayan. Bazen caza tepki olarak hatta kesinlikle caz olmadığı iddiasıyla yapılmış müzikler de bir bakıyoruz buraya dahil oluyor. Caz okyanusu bunların hepsini içine kabul ediyor aslında. Çok itiraz etmeye gerek yok, bir müzik tarzı olarak caz yaşıyor ve dolayısıyla da gelişiyor, değişiyor, farklılaşıyor. "Peki ama özünden geriye ne  kaldı" diye soranlar da var, tamam bu da konuşulabilir tabii ki. Ama cidden, yeni yapılan bu müziklerde bence yeterince "cazın özü" var, bakmasını bilen, buna açık olan insanlar için.

Bu yıl içinde dinlediğim, sevdiğim, cazla bir yerinden alakalı, cazdan etkiler taşıyan, hatta caza tepki olarak üretilmiş bile olabilecek bir sürü güzel parçadan öylesine bir seçki yaptım, aşağıda Spotify'dan ve (kesintisiz hali ile) Mixcloud'dan dinleyebilirsiniz.

29 Ekim 2016

26 Ekim 2016 - Yıldıztozu, Gözyaşı Çetesi, John Ellis etc.

Merhaba,
Bu haftaki programda hiç anons yapamadım - daha doğrusu anonslu kaydım bir şanssızlık eseri silinince tekrar uğraşamadım maalesef. Ama çok da güzel ve ilginç, ilk defa çaldığım gruplar vardı, bu yüzden kısa bir açıklama yazısını hak ediyor.

Öncelikle Yıldıztozu, son günlerde müzik kaşifi bazı arkadaşların paylaşımlarında görüp de dikkatimi çekti. Net bir rock'n'roll, müzikte aman aman bir orijinallik yok - zaten rock'n'roll da bunu gerektirir! Ama sözler, sözler pek eğlenceli, gamsız tasasız. Bir anlamda Palmiyeler'in sözlerindeki neşeyi hatırlattı bana, ama içten içe California'da değil de İstanbul'da olmanın da farkındalığını taşıyan sözler. Güzel bir grup, takip edeceğim kesin.

Diğer bahsetmek istediğim grup Gözyaşı Çetesi. Yıllar öncesinin Milan Kundura'sından tanıdığım Barış Çakmakçı'nın da içinde  bulunduğu grup, eylül sonu gibi Garip Davam ismindeki albümlerini yayınladı. Hafif saykadelik, oldukça rock, kıyıya yaklaştıkça yükselen sörf dalgası gibi bir müzik yapmışlar, ben çok beğendim albümü. Ayrıca bu hafta yine (üretkenliği ile favori isimlerimden) Alpman'ın yeni parçası Blown da vardı.

Çaldığım yeni isimlerden bir tanesi de John Ellis idi. Kendisini aslında tanıyor olmanız büyük ihtimal, The Cinematic Orchestra'nın kurucu üyelerinden, ilk birkaç albümde yer almış, Lily Allen ve Corrine Rae Bailey ile çalışmış. Yeni albümü "Evolution: Seeds & Streams" adını taşıyor ve çok sevdiğim bağımsız caz plak şirketlerinden Gondwana tarafından yayınlandı. Albüm caz temelli denilebilir ama aynı zamanda oldukça sinematik, ambient ve elektronik müziğe de dokunuyor, yer yer doğu müziğinden de etkilenmeler var. Keyifli, maceralı ama aynı zamanda sakin bir müzik.

Bunlar dışında da çok güzel müzikler vardı, güzel bir program oldu bence, buyrun aşağıdan dinlemeye*:

(* Mixcloud için ufak not, DNS ayarlarınızla biraz oynamanız gerekebilir, gazeteniz Yeni Şafak nasıl yapacağınızı anlatıyor!)
 

Mixcloud link

07 Temmuz 2016

Spotify Listesi

Spotify'da radyo programımda çaldığım müziklerden bazılarını içeren bir liste yaptım, düzenli olarak da güncelleyeceğim. Tek tek her çaldığım parçayı eklemiyorum (zaten bazı çaldıklarım da Spotify üzerinde bulunmuyor), belki her programdan 1-2 şarkı gibi. Şimdilik yüzlerce parça yok ama zamanla kendi içinde tutarlı bir liste haline gelecektir. Takip etmek isterseniz aşağıdaki linkten buyrun:

https://open.spotify.com/user/harunizer/playlist/66FaK4hb18I2jGaXmcKXpF

18 Nisan 2016

Büyük Ev Ablukada - Fırtınayt Konseri


Önceki gece, cumartesi akşamı Volkswagen Arena'daki çok güzel bir konser gerçekleşti. Büyük Ev Ablukada'nın Fırtınayt konseri efsaneydi, muhteşemdi, hem çok eğlenceli hem de çok Büyük Ev Ablukada'ydı. Tadı damağımızda taze iken hızlıca bir yazayım dedim.

Büyük Ev Ablukada'yı, ilk kez 2010 sonlarıydı sanırım, Grizine'nin partisinde Ghetto'da izlemiştim. Bildiğim kadarıyla o konser, ilk kez "ful faça" tam kadro çıktıkları konserdi, daha önce daha akustik setler veriyorlardı. O gün dinlediğimde cidden beni çok şaşırtan, sorgusuz sualsiz başarılı, seyircisi ile iletişimi "naber abi" samimiyetinde bir konserdi. Muhabbet eder havada rahat şarkı sözleri ile, isyankar ama gereksiz gürültüye kaçmayan müziği ile, seyircisini darlamayan sahne performansları ile her açıdan yeni ve taze bir grup vardı karşımızda. Bu samimi ve cesur yaklaşımları ile bence sonrasında memleketteki "bağımsız müzik" camiasını bilinçli veya bilinçsiz etkileyen gruplardan biri oldu Büyük Ev. Son 4-5 yılın yeni ve parlak isimlerinin bir çoğu, ne bileyim Yüzyüzeyken Konuşuruz'dan Adamlar'a, Gaye Su Akyol'dan Kalben'e birçok isim bence Büyük Ev Ablukada'nın başlattığı bu rüzgardan öyle veya böyle etkilendiler, ilham aldılar, cesaret buldular, güzel müzikler yaptılar. Hatta son zamanlarda "yeter artık yine mi fantastik isimli bir grup / yeni bir şarkıcı söz yazarı" gibi ironik durumlar bile yaşanmakta. Şu koca memleketin ufak ama gururlu alternatif müzik piyasasından bahsediyoruz sonuçta, güzel şeyler bunlar.

Ama dün akşam Fırtınayt konserine gittiğimizde ise cidden karşımızda bambaşka bir Büyük Ev Ablukada vardı. Müzikal olarak bunun sinyallerini zaten konserin lansman videosundan, yayınlanan yeni şarkılardan net bir şekilde hissetmiştik, daha farklı, daha elektronik / disco-punk altyapılı bir şeyler geliyordu. Uzun süreli, ritmik altyapılara dayalı, keyboard'lar ile güçlendirilmiş şarkılar, sözlerin müziğin içinde kaybolduğu bir miks, tansiyonun yavaş yavaş yükselip coştuğu veya bazen tam tersine iyice düşerek ağırlaştığı, tekrarlarla insanı hafiften trans haline sokan pasajlar... Bunların hepsi daha önce bildiğimiz Büyük Ev Ablukada'dan pek beklenmeyecek şeylerdi. Bu açıdan Fırtınayt konserini büyük bir merakla (ve heyecanla) bekliyordum.

Şimdi burada uzun uzun mekana girerken ne oldu, ne bitti anlatmak, tek tek şarkıları yoklamadan geçirmek istemiyorum. Biraz bütün konserin atmosferinden bahsedeyim. Konser için salona girdiğimde etkilendiğim ilk şey - herhalde herkes gibi - sahne tasarımının ihtişamı ve detayları idi. Büyük Ev Ablukada'nın daha önceki konserlerinde aslında hiç bu tür kurgulanmış sahneler yoktu - ama Fırtınayt'ta baştan itibaren böyle bir şeyler gelebileceğinin işaretlerini verdikleri için hiç de garip gelmedi bu aslında. Böyle sahne tasarımları, genelde çok daha çiğ ve beceriksiz şekillerde pop sanatçılarının sahnelerinde karışımıza çıkabiliyor, tabii ki pop konserlerinde böyle şeylere neden ihtiyaç duyulduğu da aşikar. Büyük Ev ise bunu çok daha içine sindirmiş bir şekilde yapmış ve uygulamış. Büyük bloklardan oluşan ve sahne ışıklandırması ile iç içe geçmiş tasarım, hem hiçbir noktada yapay bir hava vermedi hem de müziğin ruhu ile oldukça güzel uyuştu. Eminim grup üyelerinden birinin uzman bir ışık teknisyeni olması ve ekibin ciddi bir tiyatro deneyiminin olması da bu konuda etkili olmuştur. Özellikle ışık kullanımı gecenin ruhuna çok uygundu - basitçe tepeye asılmış ışıklar yoktu veya, ne bileyim, aman disko efekti olsun diye durmadan strobe ışıklarına (hani şu hızlı hızlı yanıp sönenler) abanmak gibi bir durum olmadı. Ortalık düğün salonu gibi yanar döner parlamıyordu, karanlık da ışıklar kadar etkin bir şekilde kullanılmıştı. Türkiye'de belki sadece yabancı gruplar geldiğinde (o da bazıları, Jack White, Grace Jones gibileri) gördüğümüz bir şey bu.

Peki müzik? Konserin (beklendiği üzere) Berkun Oya'nın sunumuyla başlamasının ardından hep beraber yeni ve beklenmedik bir yerlere yavaş yavaş yol almaya başlamış gibiydik. Cidden havada bu hissediliyordu, sahnede de, seyircilerde de "bakalım şimdi neler olacak" hissiyatı hakimdi. Daha önce ertelenen konser gününde stüdyo kaydını yayınladıkları Güneş Yerinde ile nispeten sakin bir şekilde başladı konser - daha güçlü bir giriş daha mı iyi olurdu diye düşünüyorum ama yine de güzel bir başlangıç oldu. Bana Primal Scream'in Screamadelica dönemini hatırlatıyor Güneş Yerinde, sözleri de ayrı bir melankolik, Samanyolu ile metrobüs durağı arasında sıkışmış bir insanı anlatır gibi...

Konserin ilk iki üç parçası biraz yeni şarkıları bilmemek, biraz da uzun parça sürelerinden dolayı hafif bir şaşkınlık içinde geçti sanki - tempo yükselirken sanıyorum bu yabancılığı üzerimizden iyice attık. Bartu her zamanki gibi sahnedeki tavırları, hareketleri ve enerjisi ile insanları bir şekilde havaya sokmasını iyi beceriyor. Ama işin bence esas koptuğu nokta (sonradan adının Anı Yaşamak İstemiyorum olduğunu öğrendiğim parçada) birdenbire sahneye fırlayan dansçılar ile oldu, konserin tam bir partiye dönüştüğü an, bence o andır. Bu parçayı gecenin tek eski parçası Tayyar Ahmet'in Sonsuz Sayılı Günleri takip etti. Konserin belki de en güçsüz yönü, eski parçalara neredeyse hiç yer verilmemiş olmasıydı diyebilirim. Bu tercihin sebeplerini anlayabiliyorum ama eskilerden bir iki şarkıyı daha bu yeni tarza uyarlanmış bir şekilde dinlemek hoş olabilirdi aslında.

Bu güzel video için Modumuz Kaçmasın ekibine teşekkürler!

Tabii ki gece boyunca en çok yükseldiğimiz iki şarkı, sonlara doğru gelen Hayaletler ve Arayan Bulur oldu. Hayaletler tam bir enerji patlaması - şarkının ortasındaki uzun ritmik kısım özellikle, orada cidden kendimi kaybedip dans ederken kızın birine çarptım, birasının birazını üstüne döktüm. Kusura bakmasın, affetsin beni, başka konserlerde benim de başıma gelmiştir bu durum :) Arayan Bulur'un sonundaki saykadelik kısımda ise, Bartu'nun vokalleri üzerine bir anda yukarılarda beliren cambazın (güvenli bir şekilde bağlı olduğunu bilmemize rağmen) incecik bir halat üstünde yürümeye başlaması cidden güzel bir andı, herkesin bir nefes onu izledi 3-4 dakika boyunca. Ama sadece bir "sirk gösterisi" heyecanı değildi bu. Şarkının son kısmındaki o esrarlı karabasanlı atmosfer, ve ruhumuzu parçalayan sözler ile bu sırat köprüsü yürüyüşü gerçekten çok uyumluydu bence. Büyük Ev Ablukada, her zamanki gibi sırf güzel şarkıların, artiz sözlerin, sahnede biraz havalı duruşların grubu değil, her şeyi ince ve güzellikli bir şekilde düşünen, yaptığı işe kafa patlatan bir ekip. Sahnenin her anlamda hakkını veriyorlar. Daha önce de böyleydi, şimdi işler biraz daha büyüdü ama yine böyle.

Şimdi grup hakkında biraz daha iddialı bir şey söyleyeceğim. Başta dediğim gibi, bence Büyük Ev Ablukada 2010'larda yola çıktıktan sonra Türkiye'de belli bir çevrede müzik üretimini ciddi bir şekilde etkiledi. Bir yol açtılar ve oradan, arkalarından başkaları da gelebildi, çok güzel işler yapıldı. Şu anda Büyük Ev yolunu değiştirmiş gibi görünüyor, biraz da değil aslında, ciddi bir değişiklik. Daha elektronik, daha ritmik, daha kurgulanmış bir tarz, daha yoğun bir prodüksiyon. Bence bu yine bir şeylerin önünü açacaktır, bu işin başarısı, yine başka benzeri düşünceleri kafalarında pişiren ama kendilerine bir çıkış yolu bulamayan başka gençlerin, grupların da yolunu açacaktır. En azından ben böyle olmasını isterim, umuyorum ki de olur. Tabii bunu biraz zaman gösterecek. Özellikle Türkiye'de dinleyicinin şarkıya, söze ve rock müziğine daha meyilli olduğunu düşünürsek, sözlerin müziğin içinde kaybolduğu disco-punk tarzı bu yeni şarkıların, eskiler kadar başarılı olması çok da kolay olmayabilir. Ama neden olmasın?


Bu arada, biraz da magazin. Konserde aynı zamanda diğer bazı grupların üyeleri veya müzisyenleri görmek de çok güzeldi; Kaan BoşnakGaye Su AkyolAhmet Ali Arslan, Ali Güçlü Şimşek benim karşılaştıklarım, eminim birçok başka ismi de kaçırmışımdır. Ve tabii gecenin başında süper bir açılış konseri veren Palmiyeler'i unutmamak lazım. Sahnede olmaktan aldıkları keyifle bile muhteşem bir grup Palmiyeler, ki müziklerinin de çok güzel olduğunu ve giderek güzelleştiğini düşünüyorum.

Bitirmeden önce, grubun konser organizasyonlarını da yapan Stageart'tan Rıza Okçu'nun ilettiği şu güzel bilgileri de paylaşayım: Gecenin sahne tasarımı Cem Yılmazer, Muhtar Pattabanoğlu ve Mihran Tomasyan'a aitmiş. İpin üzerindeki yetenekli cambaz arkadaşımız Slackline Turkey isimli bir ekipten Can Şahin imiş (ben de tanımıyordum, nasıl bir ekipmiş bakacağım şimdi). Dansçılarımız ise Begüm Balcıoğlu, Erdi Bolat, Melis Tuzcuoğlu ve Mustafa Karadağ. Hepsinin ellerine sağlık! Yılın ikinci yarısında çıkması beklenen yeni Büyük Ev Ablukada albümü için ise biraz daha sabredeceğiz...

Bu da Alçak Basınç bonusu olsun, konser setlist :)

Son olarak, Fırtınayt haftaya Perşembe (28 Nisan'da) Ankara'da, 29 Nisan Cuma da İzmir'de olacakmış. Ben şimdiden İzmir konserine gitme planları yapmaktayım, gecikmeden siz de biletinizi ayırtın derim!

20 Eylül 2015

16 Eylül - Big Beats Big Times, Luca Venezia & David John Sheppard

Birkaç haftalık aradan sonra tekrar bir Alçak Basınç programı! Bu hafta iki ilginç isim vardı programda. İlki Berke Can Özcan'ın Big Beats Big Beats projesiydi. Açıkcası, programda da söyledim ama bu albümü oldukça geç dinledim. Şubatta çıkmış albüm, ancak bir ay kadar önce adam gibi dinleyebildim - oldukça da şaşırdım. Projenin bundan bir iki yıl önce ilk başladığı hali (daha deneysel, sadece ritim enstrümanları vs) ile şu anki hali (oldukça melodik, güçlü cümleler içeren bir müzik) arasında dağlar kadar fark var. Önce basit detaylar: "Full Moon Theory" adını taşıyor albüm ve yine Berke'nin de içinde olduğu Who Are We Who We Are plak şirketi tarafından yayınlandı (şuradan görebilir ve dinleyebilirsiniz). Sekiz parça ve her birinde Berke dışında da konuk bir davulcu, başka bolca enstrüman ve güzel müzikler var! Berke'yi bu arada bir sürü başka grubundan biliyor olabilirsiniz, şimdiye artık efsane olmuş eski işleri Tamburada ve DANdadaDAN, şu aralar içinde yer aldığı Korhan Futacı & Kara Orkestra ve başını çektiği 123 gibi. Biraz daha enstrümantal müziklerden hoşlananlar için Big Beats Big Times ilaç gibi gelecektir eminim, mutlaka baştan sona dinleyin!

Bu haftaki program öncesinde kendimce keşfettiğim çok güzel bir başka albüm ise Luca Venezia'nın "The Last Defender" albümü oldu. Fazla bilinmeyen bir takım ambient müzikler yayınlayan ufak bir dijital plak şirketi, Dream Catalogue'un Bandcamp sayfasında gördüm bu ismi. Sonradan kendisinin aslında Drop The Lime ve Curses gibi isimler altında hafif yoldan çıkmış EDM parçaları yapan kişinin ta kendisi olduğunu okuyunca ilgim daha da arttı. Oldukça güzel, Blade Runner'ın alternatif film müziği olabilecek tadda bir albüm bu. Son dönemde bu tür "cyberpunk" çalışmaları çok seviyorum, ileride buna özel bir program yapmam da gerekecek sanırım.

Bu hafta bahsetmek istediğim son isim David John Sheppard - hem kendi başına hem de Ellis Island Sound projesi içinde müzikler yayınlayan başarılı bir isim. Ayrıca bununla kalmamış, bir de Brian Eno hakkında çok başarılı bulunan bir biografi yazmış bu arkadaş. Village Green isimli ufak bir İngiliz (tabii ki!) plak şirketinin katalogunda rastladım kendisine, bu isimler de ayrıca bir programda incelenecektir! :)

Şimdi programa geçelim dilerseniz:



23 Ağustos 2015

19 Ağustos - Jamie Woon, Dayme Arocena, Julio Bashmore etc.

Geçen haftanın güzel sürprizlerinden biri Jamie Woon'un yeni single'ı Sharpness oldu sanıırm. 2015 sonlarına doğru da yeni bir albümle tekrar aramıza dönüyormuş Woon - ama albümün tam ne zaman çıkacağını öğrenemedim, plak şirketinden tek söyleyebildikleri "yıl sonu gibi"! Neyse, sonuçta çıkan şarkı çok güzel ve gerisi için de bayağı ümit vaadediyor. Bu yılın diğer neo soul yıldızları Thundercat ve D'angelo'nun albümleri gibi sıkı bir şeyler çıkacak diye umuyoruz. Bu arada, Woon bu albümü yaparken D'angelo'dan ilham aldığını da saklamamış, bir yerlerde yazıyordu.

Bu programın bir başka ilginç ismi Dayme Arocena. Kendisini Brownswood'dan çıkardığı albümü ile yılın başlarında duymuştum - ama albümü doğru dürüst dinlememişim anlaşılan, programda çaldığım Don't Unplug My Body'yi ancak şimdi, single olarak çıkınca farkettim. Oldukça güzel bir vokal caz şarkısı, Gregory Porter sevenlere göre tam.

Son olarak Julio Bashmore - bu ara takık olduğum elektronik müzik prodüktörü. Albümü Knockin' Boots muhteşem, biraz böyle sıra dışı elektronik ritimlere meraklıysanız (elektronik deyince tek anladığınız Hardwell falan değilse yani) mutlaka dinleyin. Bir de kendisinin Seven Davis Jr ile çok güzel bir ortak çalışması var, ona da bir kulak kabartın - veya gelecek haftaya buralarda olun? :)


18 Ağustos 2015

12 Ağustos - CFCF, Emil Brandqvist Trio

Bu haftaki programa Kanada'lı müzisyen CFCF (Michael Silver) ile başladım - kendisi yakın zamanda yeni albümü "Radiance And Submission"ı yayınladı. Kendisinin daha önceki çalışmaları gibi bu da bir ambient albümü - ama bolca şarkı da içeriyor! Kısaca anlatacak olursam, gecenin karanlığında başlayıp sabaha karşı biten bir şarkı gibi. Benim favori parçam albümün başlarında yer alan "Sculptures Of Sand" oldu, bu vokalsiz parça 70'lerin saykodelik synthesizer veya krautrock müziklerini hatırlattı.

Programdaki bir diğer ilginç isim, yakın zamanda ikinci albümünü yayınlayan İsveç'li Emil Brandqvist Trio. İsveç'li davulcu Emil Brandqvist'in (yayında yanlışlıkla Norveç demişim) triosu ile yayınladığı Seascapes albümü hem sakin, oturaklı bir müzik hem de bazı yerlerinde oldukça dinamik. Sakin kuzey melodilerin, incelikli ve etkileyici ritimlerle buluştuğu güzel bir yeni-caz albümü olmuş. Baştan sona dinlemenizi tavsiye ederim.



07 Ağustos 2015

5 Ağustos - Ah! Kosmos, Ozan Musluoğlu, Holly Herndon etc.

Bu haftaki programın ilk önemli ismi, aslında aylar yıllar önce yer vermem gereken Ah! Kosmos (veya gerçek ismi ile Başak Günak). İki yıl önce ilk EP'si Flesh'i "mahallemizin" dijital plak şirket Müzik Hayvanı'ndan çıkarmıştı. O sıralar grubun ismini görünce "oha bu ne güzel isim laan" dediğimi hatırlıyorum (içimden demiştim!!) Ah! Kosmos, hafif karanlık, ritmik ve bazen beklenmedik yerlere sapan şaşırtıcı bir müzik yapıyor, ayrıca konserlerinin de çok güzel olduğunu söylemeliyim (Mixcloud fotosu Salon'daki konserlerinden malum), hem işitsel hem de görsel olarak güzel oluyor konserleri. Grup bir süre önce bu tür müzikleri yayınlamakla ünlenen Alman Denovali plak şirketiyle anlaştı ve ilk albümleri "Bastards" da oradan geçtiğimiz mayıs ayında yayınlandı. Eğer bu tür elektronik müzikleri seviyorsanız, kesinlikle Ah! Kosmos'u dinleyin. 
Bu haftanın diğer konukları arasında, çok sevdiğim bas gitaristlerimizden biri, Ozan Musluoğlu da var. Daha önce Açık Radyo'da sadece caz programları yaparken ona çeşitli kereler yer vermiştim - geçenlerde shuffle sağolsun onun ilk albümü 40th Day'den Fake Promises'i karşıma çıkardı tekrar ve birden "vay be ne güzel parçaymış bu" diye atlayıverdim. Albüm de çok güzeldir, dinlemenizi tavsiye ederim. 
Bunlar dışında programın ilginç isimleri, son dönemde elektronik dans müziğinin yükselen yıldızı Shamir, Güney Afrika'dan Beatenberg, Californiya'da yaşayıp da neden böyle çılgın deneysel elektronik müzikler yaptığı anlaşılamayan Holly Herndon (bu konuya geri geleceğiz!) ve Fransa'dan çıkan ilginç big band'lerden biri, Ghost Rhythms da var. Keyifli dinlemeler! :) 
(Bu arada, ufak bir dipnot - bundan sonra Mixcloud sayfasındaki açıklamaları ingilizce yapmaya karar verdim. Blog ise yine eskisi gibi türkçe devam edecek.)


01 Ağustos 2015

29 Temmuz - Sarp Yılmaz, Ishivu, LV etc.

Benim için bu haftanın en ilginç keşfi Sarp Yılmaz oldu. Kendisi İstanbullu bir müzisyen, caz ve funk soslu elektronik müzikler yapıyor, bazen tam dans etmelik, bazen de dinlemek için. Kendisini online müzik dükkanı Forced Exposure'un bülteninde gördüm ilk, sağolsun müziklerini de programda çalmam için yolladı. Albüm, kadrosunda Kerem Akdağ'ın da yer aldığı Apparel Music tarafından yayınlanmış. Ben sevdim net bir şekilde!

Sarp Yılmaz - Since You've Been Gone (Bandcamp)

Programın kalanında da elektronik müzik ağırlıklı gittik, TrunkFunk plak şirketinin yeni isimlerinden İsveçli Ishivu programın ilginç isimlerinden, hakkında çok bir şey bulamadığım DJ Sotofett ve Gilles Peterson'ın son gözdelerinden LV (Tigran Hamasyan ile çalışıyorlar) diğer önemli isimler. Caz kanadında ise Yuri Honing Acoustic Quartet, uzun süredir dinlemiyordum, 2011 albümlerinden güzel bir parça çaldım bu hafta.



(Set görseli, Sarp Yılmaz'ın albüm kapağından alıntıdır)

26 Temmuz 2015

Yeni Mixcloud Adresi: mixcloud.com/harunizer

Blog işini bir türlü düzenli takip edemiyorum artık. Ama Mixcloud sayfam oldukça aktif :) Bu arada adresi de değişti, hemen not edeyim:

Bundan sonra artık bütün eski programlarımı https://www.mixcloud.com/harunizer/ adresinden dinleyebilirsiniz!

Geçen haftanın programı ile sizi bırakayım:

17 Mayıs 2015

13 Mayıs - Jamie XX, The Chromatics, Nat Birchall

Geçen programa Vangelis'in ünlü Blade Runner soundtrack'inden açılış tema parçası ile başladım. İki tane daha soundtrack parçası var, Drive filminin girişi ve yine Drive'da çok kilit bir sahnede çalan Desire'ın Under Your Spell'i. Drive'ı hala izlemediyseniz, kesinlikle kaçırmayın, bazen müziklerin film için değil, filmin bu müzikler için yapıldığını düşündürüyor bana (ayrıca sevenleri için not, Ryan Gosling oynuyor!) Bunlar dışında Lonelady ve Jamie XX bu haftanın en yeni müzikleri. Kapanışta ise çok sevdiğim bir İngiliz cazcı, Nat Birchall'ın Dance Of The Mystic parçası vardı.



12 Mayıs 2015

6 Mayıs - Andreya Triana, Floating Points, Kendrick Lamar...

Geçtiğimiz hafta yayınlanan programda ilk parça Andreya Triana'nın yeni albümü Giants'dan Paperwalls idi. Albüm oldukça güzel, Bandcamp'ten dinleyebiliyorsunuz şu anda. Kesinlikle bir kulak kabartın.



05 Mayıs 2015

2015! Yeni Radyo, Yeni Program

Alçak Basınç geri döndü! Sanırım bunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim artık.

Bundan sonra, her Çarşamba akşamı 9-10 arası Alçak Basınç'ı Açık Radyo'da dinleyebilirsiniz :)

Eskisinden biraz daha farklı bir program olacak desem... Yeridir. Ne farklı olacak? Tam bilemiyorum. Sanıyorum artık eskisine göre daha az "gitarlı müzikler" dinliyorum, belki oradan biraz eksiğimiz olabilir. Ama onun dışında elektronik müzikten caza, güncel çağdaş bestecilerden folk'a her yere uzanabilecek ilginç bir program olacak.

Bir de, setleri artık Mixcloud'a koymaya karar verdim. Ne yazıkki mixcloud halen Türkiye'den biraz "erişim problemli", sorumluları kendilerinden utansınlar. Mixcloud listeleme, dinleme vb açılardan bir sürü güzellikler sunuyor, dolayısıyla kendilerini tercih ediyorum.

İlk program biraz acemiliklerle aşağıdaki gibi oldu bu arada, keyifli dinlemeler :)



29 Aralık 2014

2014'te en sevdiğim albümler

Yıl sonu geldi, müzik adına da keyifli bir yıldı genel olarak, bir sürü güzel müzikler de dinledik ne yalan söyleyeyim. Adettendir, ben de kendi beğendiklerimi bir sıralayayım istiyorum, yıl içinde dinleyip beğendiğim albümlerden ufak bir liste. Burada bir iddiam yok, "bunlar yılın en iyileridir abicim" demiyorum, başlıkta belirttiğim gibi bu benim yıl içinde dinleyip de en sevdiğim albümlerin listesi. Tamamen sırasız, sayı veya tür sınırlaması olmadan yaptım. Buraya girmeyen albümlerin "kötü" olduklarını ise kesinlikle söylemiyorum. Çok iyi olup da beni o kadar etkilememiş olan bir sürü albüm var. Yayınlananlar arasından gözümden kaçmış olanlar da vardır eminim, onları da 2015 içinde yakalarım umarım. 
Ufak da bir not, uluslararası müzik camiasının yılsonu listelerini toparlayıp ortalamasını alan güzel bir site var, albumoftheyear.org, önemli bütün listeleri oradan topluca görebilir ve puan ortalaması üzerinden yılın albümü "listelerin listesini" görebilirsiniz. 

Ve gelelim benim listeye:

Aphex Twin - Syro
Broken Bells - After The Disco
Beck - Morning Phase 
Caribou - Our Love
Cenk Erdoğan - Kara Kutu
Cloud Nothings - Here And Nowhere Else
Damon Albarn - Everyday Robots
El Remolon - Selva
Future Islands - Singles
Gaye Su Akyol - Develerle Yaşıyorum
GoGo Penguin - V2.0
Jungle - Jungle
Les Sins - Michael
Matthew Halsall & The Gondwana Orchestra - When The World Was One
Mehliana - Taming The Dragon
Melanie De Biasio - No Deal
Metronomy - Love Letters
Owen Pallett - In Conflict
Real Estate - Atlas
Royal Blood - Royal Blood
Röyksopp - The Inevitable End
Shit Robot - We Got A Love
Stefano Bollani - Joy In Spite Of Everything
The Shaolin Afronauts - Follow The Path
Todd Terje - It's Album Time
Too Many Zooz - F Note
Tycho - Awake
Vermont - Vermont
We Are Shining - Kara
Yakaza Ensemble - Gen
Yok Öyle Kararlı Şeyler - Yok Öyle Kararlı Şeyler
123 - Anja
.

23 Mart 2014

Serbest Basınç #03: Little Dragon, Shit Robot, Future Islands ve Sivu

Merhaba,
Böyle bir gündemde müzikten falan bahsetmek kolay değil. Bir gün önce twitter'da sanal direniş yaşarken, bugün bir Suriye uçağını düşürmüşüz, bunun kime neye faydası olacak, iç siyasi bir takım ataklar mıdır anlamaya çalışıyoruz... Ama hem (şimdilik) anlamaya çalışmaktan fazlası gelmiyor elimizden, hem de müzik zor zamanlarda hep yanımızda, hep bize güç veren şey değil midir? Öyleyse devam diyorum kendi kendime!

Ve buradan bağlayarak bu haftaki setime gelirsek, parça listemiz şu şekilde:

10 Mart 2014

Dens dens dens!

Geçen gün bir arkadaşıma Rex The Dog'un en sevdiğim parçalarından (ve kliplerinden) biri olan Bubblicious'u yolladım, sırf dans etmenin mutluluğu adına. Kaç zamandır yapmayı düşündüğüm bir liste vardı, o aklıma geldi o vesile ile. Ben bir şekilde elektronik müziği ve dans müziğini (aynı şey değiller ama birbirleriyle çok da iyi anlaşırlar) çok seven bir adamım ve bunun da bir şekilde kökenleri var, eskiden çocukken dinlediğim müzikler var, daha sonra müzik zevkimi delicesine etkilemiş parçalar falan var. Onlardan ufak bir derleme yapayım dedim.

Basitçe 10 parçalık bir listesini çıkarmak kolay değil aslında - düşündükçe aklıma başla şeyler de geliyor. Ama çok uzatmadan ve fazla güncel şeylere de girmeden, beni çocukluk ve ergenlik yıllarımda etkileyen (gençlik yılları demek istemedim ama rahatlıkla onu da diyebilirim) bir takım elektronik / dans müzikleri...  Özellikle çok daha enerjik, insanın kanını kaynatanlarını seçtim, çok "akıllı" müzikler beklemeyin yani :)

05 Mart 2014

Serbest Basınç #02: Alpman, Jungle, Mehliana, Tycho vs

Merhaba,
Daha önce bahsetmiştim, Alçak Basınç Radyo Eksen'den yayınlanmıyor artık (tam olarak şuraya bakabilirsiniz), sadece blogda mevcut. Dolayısıyla ufak bir başlık değişikliği yapayım dedim. Bundan sonra yapacağım programları "Serbest Basınç" adıyla blog'a koyacağım. Sonuçta blog'un adı Alçak Basınç ama sadece program yapmıyorum, müzik yazıları vs, var bir takım şeyler.

Geçen hafta elime bir sürü yeni müzik geçti. Eskilerden fazla şey girmedi bu haftaki kayda. Fazla tarz atlaması olduysa da kusura bakmayın, biraz farklı türler arasında geziyoruz yine :) Liste şöyle:

20 Şubat 2014

"Once In A Lifetime"

"... elemeler başladığında odada 50 civarında dansçı vardı.

[Turne için seçeceğimiz dansçıların] sayısını üçe indirmek için yaklaşık iki günümüz vardı. Acımasızca belki ama eğlenceliydi de. ... Noémie [Lafrance*] hiç unutamadığım bir egzersiz ile başladı. Dört basit kuraldan oluşuyordu bu egzersiz: