18 Şubat 2014

26 Ocak 2014

Bir Cazcı Hikayesi (Bir de Cazımsı Bir Liste)

 
Sonny Rollins, şu anda caz aleminde "eski babalardan" yaşayan en önemli isimlerden biri, bir saksofon ustası. 1945 yılında, daha 15 yaşındayken ailesi ile New York'ta Doğu Harlem'e taşınır. O dönemler, tam da Harlem'de siyah nüfusun artmaya başladığı zamanlardır, bölgenin daha önceki sakinleri İtalyanlar ve Yahudiler (onların da çoğu nispeten yeni göçmendir) bu durumdan tabii ki çok haz etmemektedirler.

Sokaklarda ve işyerlerinde yaşanan huzursuzluk ve birbirini çekememezlikler, aynı şekilde okullardaki İtalyan kökenli ve siyah öğrenciler arasında da yaşanmaya başlar. Evlerde yemek masasında kabaran acımasız tartışmalar, okul çağındaki İtalyan çocukların da akıllarında yer eder, ufak tefek başlayan itiş kakış giderek büyür. Okul yöneticilerinin bütün çabalarına rağmen bir gün okul çıkışında büyük bir kavga çıkar. Birbirini kovalayan çocukları zor bela durduran polisler iki siyah çocuğu silah taşımaktan tutuklar.

O sıralar en büyük olayların çıktığı Benjamin Franklin Lisesi'nin müdürü Leonard Covello oldukça reformist bir yöneticidir, olayların bastırılmasından sonra bölge sakinleri ile konuşup gerilimi yatıştırmaya çalışmaktadır. Ama pek etkili olmaz. Daha sonra vali LaGuardia devreye girer, o dönemlerin en ünlü şarkıcısı Frank Sinatra'yı okula davet eder. Sinatra öğrencilere hitap eder: "Hiçbir çocuk doğup da iki gün sonra 'yahudilerden veya siyahlardan nefret ediyorum' demez, birileri bunu ona öğretir, ırklar arasında aslında bir fark yok, hepimiz insanız" der. Onlara birbirlerine iyi davranmalarını söyler ve o dönemlerin popüler şarkılarından biri olan "Aren't You Glad You Are You"yu söyler.

Sonny Rollins, o günü hala çok iyi hatırlamaktadır. "O gün okula geldiğimizde böyle bir şeyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk" der, "Sinatra geldiğinde hepimiz oditoryumdaydık, bütün çocuklar. O bir İtalyan'dı, herkes onu tanıyor ve seviyordu. Ben de bir Sinatra hayranıydım ve Sinatra'nın gelip bize 'savaşmayın, arkadaş olun, birbirinizle iyi geçinin' demesi muhteşem bir şeydi. Daha sonra Nat King Cole üçlüsü de okula geldi, Nat bize benzeri bir konuşma yaptı ve bir şarkı çaldı. İki hafta içerisinde ülkenin en ünlü iki simasını görme şansımız olmuştu. Onlar geldikten sonra herşey değişti, artık kavga olmuyordu. Ondan sonra İtalyan çocukları tanımaya başladım, onlar da bizimle konuşmaya başladı. Artık birbirimizle geçinebiliyorduk. Ancak müzik bunu yapabilmişti."

Çok sevdim bu hikayeyi, sizinle de paylaşmak istedim.

Ayrıca tembellik etmedim, bir de bu okuduklarım üzerine ufak bir şarkı listesi yaptım, umarım beğenirsiniz :)


PS: Airegin, bir Sonny Rollins'in bestesidir ve tersten de okunabilir.

29 Ekim 2013

Türkiye'de "Film Müziği"

Geçen gün bir takım film müziklerini dinliyordum, Hans Zimmer, Howard Shore, James Horner gibi isimler arasında geziniyordum. Nedense aklıma düştü, Türkiye'de film müziği alanında ne oluyor diye merak ettim. Film endüstrimizin kendisinin zaten hala bir sürü sorunu varken, film müzikleri alanında çok iç açıcı bir manzara ile karşılaşmayı zaten beklemiyordum. Ama basit bir iki soruyu herkes cevaplayabilmeli: Film müziği alanında Türkiye'deki önemli, yıldız isimler isimler kimlerdir, şu anda kimler bu alanda çalışmalar yapmakta, sorunlar neler? Öyle ya, artık her geçen yıl daha fazla film ve dizi çekilmekte ve bunlar da müziksiz olmaz, hele bizimki gibi aslında müzik aşığı bir memlekette.

Bu soruyu facebook'tan arkadaşlarıma sorarak başladım ve ilginç güzel cevaplar aldım. Öncelikle Türkiye'de film müziği / film müzisyenliği ile ilgili gelen yorumları aktarayım zira bu kısmı oldukça ilginç.

Kendisi de önemli bir film müzisyeni olan Cenk Erdoğan, görüşlerini "harika besteciler var emin ol, ama kalem oynatacak kağıt yok" diyerek özetliyor. Cenk özellikle yapımcıların bilgisizliğinden ve film müzisyenlerinin görüşlerine saygı göstermemesinden yakınıyor. 11 yıldır bu alanda çalıştığını ve bu konuda sadece Çağan Irmak ile güzel bir uyum sağlayabildiğini söylüyor (Cenk, Çağan Irmak'la  dört filmde beraber çalışmış). Ayrıca Türkiye'de dinleyicinin de Amerikan sinemasında olduğu gibi ses tasarımları ve armonilerle örülü "soundtrack"lerden haz etmediğini, illa melodi aradığını belirtiyor.


Diğer bir önemli gitaristimiz, Erdem Helvacıoğlu da bir dönem film müzikleri ile uğraşmış bir isim. Erdem, Türkiye'de film müziği diye bir türün olmadığını, sadece arabesk kokan melodilerin ve aranjmanların sekanslara yerleştirmesinin var olduğunu belirtiyor. Yine önemli bir eksik, Türkiye'de film müziği alanında tam bir orkestra ile kayıt yapma imkanı olan stüdyoların da olmadığını söylüyor.
Özellikle Amerika'da Warner Bros gibi büyük film şirketlerinin kendine ait stüdyoları olmasını örnek gösteriyor.

Müzisyen ve besteci İdil Özkan da işin esas olarak müzisyene saygıdan geçtiğini söylüyor, müzikal kararlarda müzisyenlerin daha serbest bırakılması gerektiğini söylüyor. Ayrıca iyi bir iş çıkması için düzgün bir bütçe ayırılması gerektiğini de. "Yoksa 'sen bana bir aşk bir de gerilim, bir takip, bir acıklı tema ver ben bunu sağa sola serpiştireyim'le kalınır böyle..." diyerek bitiriyor.

Gevende ve Ayşe Tütüncü ile çalışan davulcu Gökçe Gürçay'ın düşünceleri bu konudaki sıkışıklığı güzel özetliyor: "Williams arayan Lucas göstersin". Laf Amerikan sineması ile açıldığı için bu iki ismi örnek verdi tabii. Prensipte gerçekten de haklı, bu konuda yapımcıların sorumluluğu (diğer herkesin de söylediği gibi) büyük. Onlar bu ihtiyacı ciddi bir ihtiyaç olarak görüp değerlendirecekler ki, bir şeyler değişsin veya gelişsin.

Çeşitli kişilerin sıraladığı önemli güncel film (ve dizi film) müzisyenlerimiz ise şöyle (kesinlikle tam bir liste değildir, sadece bana cevap atan arkadaşlarımın belirttiği isimlerden derlenmiştir): 

Cahit Berkay (Selvi Boylum Al Yazmalım, Melekler Evi)
Rahman Altın (Cenneti Beklerken, Kelebeğin Rüyası)
Serdar Kalafatoğlu (Bir Aşk Uğruna)
Tamer Çıray (Gönül Yarası, Av Mevsimi)
Cenk Erdoğan (Issız Adam, Ekmek Teknesi)
Aytekin Ataş (Muhteşem Yüzyıl, Beynelminel)
Kıraç (Binbir Gece, Bir İstanbul Masalı)
Gökhan Kırdar (Kurtlar Vadisi, Gece Melek ve Bizim Çocuklar)
Ahmet Kenan Bilgiç  (Atlıkarınca)
Mehmet Erdem (Deli Deli Olma, Çalgı Çengi)
Mazlum Çimen (Martılar Açken)
Toygar Işıklı (Ezel, Kuzey Güney)
Gökçe Akçelik (Takva)


Bu isimlere birkaç önemli ustayı da eklemek lazım tabii:
Nedim Otyam (Karanlıkta Uyananlar, İsyancılar)
Atilla Özdemiroğlu (Züğürt Ağa, Muhsin Bey)
Melih Kibar (Hababam Sınıfı)


Bu arada, bu konuda Türkiye'de neler yapılmış diye bakarken şunlara denk geldim:
* Film festivallerimizin en eskilerinden Antalya Film Festivali'nde (kesintilerle de olsa) 1965'den bu yana "En İyi Müzik Ödülü" verilmekte. Ödülü en çok kazanan isimler Atilla Özdemiroğlu ve Cahit Berkay (dörder kere). Onları üçer kere ile Nedim Otyam, Mazlum Çimen ve Tamer Çıray takip ediyorlar. (link)

* İstanbul Film Festivali de 2009'dan bu yana "En İyi Müzik" ödülü vermekte. Ödülü besteci Mustafa Biber iki kere almış. (link)

* Film müzikleri alanında eğitim veren bir okulumuz da var. 2012'den bu yana Elmadağ'daki Modern Müzik Akademisi'nde film müziği alanında tam zamanlı bir sertifika programı açılmış. (link)

28 Ekim 2013

Yılın albümü

Bu sabah uyanınca farkettim, benim için ("bence" değil!) bu yılın en güzel albümü, Vampire Weekend'in "Modern Vampires Of The City"dir. Baştan sona bir keyif, mutluluk, huzur verici, can katıcı bir albüm. Dinlemediyseniz hemen edinin, dinlediyseniz başa alıp tekrar bir döndürün benim için :)



24 Eylül 2013

Canım Sıkkın Biraz...

Cidden mi? Hayır, tam şu anda değil. Ama geçende bir gün sıkılmıştı cidden. Böyle durumlarda hepimizin kendince kaçış, durumu hallediş yolları vardır (yoksa sıkıntınızda boğulursunuz, ona da depresyon diyorlar herhalde).

Ben çok zorlanmadığım sürece kendimi bir şekilde ayakta tutabiliyorum sanırım. Bazen insan iyice kendini batırıp sonra bir çıkmak istiyor ama, çok berbat durumda olmasa bile "şöyle bir hüzne girip çıkayım" diyor. Canım sıkkınsa dinleyip kendimi iyi (veya adam gibi kötü) hissettiğim şarkılar var benim de. Tam bir liste yapmak zor ama aşağıda bazılarından, aklıma gelen bazı şarkılardan oluşan ufak bir set yaptım. Güzel de bir akış oldu sanırım, arada oturup dinleyebileceğim türden (Deezer'a ayrıca teşekkürler, bu liste onların sisteminden geliyor).



Unutmadan, Alçak Basınç Ekim'de yayına geri dönecek. Tabii ki Radyo Eksen'de yine.