08 Ekim 2006

I'm From Barcelona


(Bant Dergisi, Ekim 2006)

I’m From Barcelona

29 kişilik bir pop orkestrası, adamı zorla eşlik ettiren mutluluk şarkıları, Beach Boys estetiği ve koskoca bir yalan: tabiki bu çocuklar Barselona’lı falan değiller!


Eminim Türk video-klip sektörü çok daha kötü çalışmlara imza atmıştır. Ama I’m From Barcelona’nın YouTube’dan izleyebileceğiniz videosu da bu açıdan hiç aşağı kalmıyor, 70’lerden kalma oldukça kitsch bir havası var. Grubun ilk single’ı ve ortaya çıkış parçası olan “We’re From Barcelona”dan bahsediyoruz. en sıradan kıyafetleri içinde bir grup genç kadın ve erkek, ard arda üç sıra dizilmişler, 23 Nisan çocuklarından beter bir şekilde bir sağa bir sola sallanarak şarkı söylüyorlar, ellerini bacaklarına vurarak ritim tutuyorlar ve daha da kötüsü bıyıklı bir adam kameraya karşı hava durumu spikeri edasıyla şarkı söylüyor! Ülkemizin Ajdar Anik gerçeğini gözardı etmiyorum tabi ama buradaki de olabildiğine şaka gibi bir görüntü… Ama bütün bunlara rağmen bu klibi şimdiye kadar 150.000 kişi izlemiş! Sebebi basit, dinlediğinizde müziğe ve sözlere karşı koyamıyorsunuz ve eşlik etmeye başlıyorsunuz! I’m From Barcelona’nın en garip huylarından biri de bu, belki de kalabalık kadrosunun doğal bir sonucu olsa gerek, insan bu adamların şarkılarını dinlediği anda onlarla beraber söylemek istiyor.


I’m From Barcelona ekibinin orijinal kadrosu tam 29 kişiden oluşuyor. Grubun eğlenceli müziği, günlük hayattan basit şarkı sözleri ve hemen eşlik edebileceğiniz la-la-la-la’ları ile dinleyen pek az kimsenin karşı koyabileceği bir cazibeye sahip. Kalabalık kadroları ve müzikleri ile kendilerine şimdiden ciddi bir fan kitlesi bulan I’m From Barcelona’nın müziğini anlatmak için şöyle bir tarif yapılabilir: Broken Social Scene, The Go! Team ve Beach Boys’u üyelerinin hepsini bir araya getirin (ki yine de sayı olarak eksik gelecektir), müzikal olarak da karıştırın, toplamından ortaya çıkan yaklaşık olarak I’m From Barcelona olacaktır! Kelimenin tam anlamıyla bir pop big-band’i olması zaten insanda daha ilk anda doğal bir merak yaratıyor. Tabi bu kadar kalabalık bir ekipte işlerin yolunda yürümesi pek kolay olmasa gerek. Grubun kurucusu Emanuel Lundgren, aynı zamanda grubun aslında neredeyse her şeyi, kendi evinde gerçekleşen ilk buluşmalardan kayıtlara, konserlerde tur menejerliğine kadar grubun baş sorumlusu ve yetkilisi. Zaten albümdeki müzikler ve şarkı sözleri de tamamıyla kendisine ait.

Kısaca I’m From Barcelona ile bir röportaj yapmak aslında Emanuel ile görüşmek demek. Kısa bir e-mail trafiğinden sonra kendisini bir Pazar akşamı telefonda yakalayabildik. Sakin ve hatta bitkin sesi ile sorularımıza kısa kısa yanıtlar vermesi, önceki Cuma günü Malmö’deki konserden (ve onu takip eden cumartesiden!) sonra oldukça yorulduğunu belli ediyor. Böyle kalabalık bir grup ile turneye çıkmanın doğal sonuçları olsa gerek. Acaba adınız “I’m From İstanbul” bile olabilir miydi diye sorduğumuzda hemen grubun adının nereden geldiğini anlatıyor: Grubun ilk buluşmaları sırasında ünlü bir ingiliz komedi dizisindeki (Fawlty Towers) bir İspanyol karakter (Manuel) ve onun durmadan I’m From Barcelona demesini büyük geyik malzemesi olmuş ve sonra bunun iyi bir grup ismi olabileceğini düşünmüşler. Zaten I’m From Barcelona grubunun bütün üyeleri Jönköping isimli İsveç’in iç kısımlarında bir şehrinde yaşıyorlar (tabi burada Barselona’nın Jonköping’den çok daha sempatik bir isim olduğunu da teslim etmek lazım!)

Aslında Emanuel’in grubu bugünkü noktaya getirmesi de oldukça tesadüfi bazı olaylarla gelişmiş. Emanuel’in 80’lerden beri gitar çalıp şarkı söylediği Valley Days isimli bir grubu bulunuyor. Ama 2005 yazında yoğun pozitif duygular ile yüklü pop şarkıları yazmaya başlamış (aşık olmuş tabii ki, başka ne olsun!) Şarkı yazmakla da kalmayan Lundgren, apartman dairesine bütün arkadaşlarını davet etmiş ve herkes kendi çaldığı (veya çalamadığı) enstrüman ne ise onunla katılmış bu ekibe. Ekipten Marcus bir röportajda işin lojistik yönünü “zaten haftasonlarımızı hep birlikte geçiriyorduk, o yüzden toplanmak zor olmuyordu” diyerek açıklıyor. Sonuç olarak ekibin elebaşı Emanuel yönetiminde herkes birşeyler katıyor ve ilk kayıtlarını bu evde tamamlanan grup ilk EP’sini çıkarıyor.


Grubun ilk konseri de bu kayıttan bir süre sonra, geçtiğimiz yılın Ağustos ayında gerçekleşir. Jönköping’in popüler barlarından (zaten az sayıda olsa gerek) Bongo Bar’da sahne alan ekip, burada büyük bir başarı kazanır. Bir başka röportajda Emanuel “Açıkcası ilk başta bu işin dört haftadan daha fazla sürmeyeceğini düşünüyordum ama birden kendimizi Bongo Bar’da bulduk” diyor. “Her şarkıdan sonra büyük bir gürültü yükseliyordu, ama seyircilerden değil, arkamdaki kalabalıktan… O anda bu işin birkaç haftadan daha uzun sürebileceğini anladım.”


Bu arada, grubun büyüklüğü ile doğru orantılı olarak enstrüman menüsü de oldukça zengin: gitarlar, piyano, davul ve perküsyonlar, banjo, melodika (hani şu minik bir org gibi tuşları olan ve üflenerek çalınan enstrüman), saksofon, klarinet, synthesizer, eski bir org, bir ukulele (hawai gitarı) ve daha başka bir sürü birşeyler… Bu kadar çok insan ve enstrümanın olduğu bir ekipte arada amatörlerin olması da kaçınılmaz, bazı grup üyeleri ellerindeki enstrüman ile sadece belli parçaları çalmasını bildiklerini çaktırmadan itiraf ediyorlar. Konserlerde ise herkes durmadan bir şeyler çalmasa bile sesiyle veya en kötü alkışları ile gruba eşlik ediyor. Telefon görüşmemizde, ertesi hafta İngiltere’ye gideceklerinden bahseden Emanuel, buradaki konsere (Malmö’deki gibi) 21 kişilik biraz küçültülmüş bir kadro ile gideceklerini, her zaman herkesin programı müsait olmadığından böyle ayarlamalar olabildiğini söylüyor. Ama tam tersi durumların da olabildiğini söylüyor Emanuel, yani grubun konserlerinde bazen seyircileri de sahneye davet ediyorlarmış, tabi şartlara göre. Eylül başında Londra’daki ünlü plak dükkanlarından Covent Garden’daki Rough Trade’de bir konser veren grup, burada sahne kavramını da aşıp, topluca dükkanın önündeki dar sokağa çıkıp birkaç parça da burada söylemişler!


I’m From Barcelona’nın vurucu bir yanı da demin dediğimiz gibi tatlı ve akılda kalıcı şarkıları. We Are From Barcelona’dan “Love is a feeling that we don’t understand / but we’re gonna give it to you” sözleri kısaca bütün şarkıların ruhunu özetliyor diyebiliriz. Ama sadece bununla da bitmiyor. Oversleeping’de pazartesi sabahı işe güce geç kalma sendromu irdelenirken Collection Of Stamps’de Birleşmiş Milletler’in beceremediği dünya barışı bir pul koleksiyonu üzerinden hallediliveriyor! Her halikarda parçaların her birinde aslında çok çocuksu bir yön de var (ideal örneği Treehouse) ve bu dinleyenleri yıllar öncesine, kısa pantolon giyip dizlerinin yara bere içinde olduğu yıllara geri döndürmeyi başarıyor!


I’m From Barcelona’nın ilk albümü “Let Me Introduce My Friends” Avrupa’da çeşitli ülkelerde Eylül ayı içinde yayınlandı. Bir gün ülkemizde de bulabileceğimizi umarak şimdilik Myspace sayfalarını (myspace.com/imfrombarcelona) ve mp3 olarak satın alma imkanlarını öneriyoruz.

28 Eylül 2006

Junior Boys


(Rolling Stone / Ekim 2006)

JUNIOR BOYS

Sentetik melodiler ve naif bir ses: Jeremy Greenspan ve ortağı Matt Didemus, Junior Boys’un yeni albümü ile dünyanın bütün müzik blog’larını birleştirmiş durumda!

Indie-pop dünyasında her daim “yere bakıp yürek yakan” sıkı isimler olmuştur, hem herkes tarafından bilinen hem de başka kimsenin bilmediği sanılan: Bir zamanlar Death Cab For Cutie ve şu aralar The Postal Service bu isimlere en iyi iki örnek olsa gerek. Death Cab For Cutie son albümü ile bir üst lige çıktı tabi ama bu sefer daha kuzeyden, Kanada’dan bir grup bu bahsettiğimiz isimler arasında yer almaya hazırlanıyor bizden söylemesi: Junior Boys!

İlk single’larını 2003 yılında çıkaran Junior Boys ikilisi -Jeremy Greenspan ve o sıralardaki ortağı Johnny Dark- garage, house ve 2-step gibi tarzları kendi sentetik pop müzikleri ile birleştirerek (burada Erasure ile Basement Jaxx’in karışımı gibi bir müzik düşünebilirsiniz) herkesi kendilerine hayran bırakmışlardı. Başta kendilerini nispeten dar bir çevrede duyurabilen grubun en büyük başarısı internet üzerinde oldu. O günlerde yeni yeni hareketlenmeye başlayan internet-myspace-blog dünyası, müzik basınından çok daha hızlı bir şekilde grubu fark etti ve benimsedi. Tabi bunda en ciddi etkenin Jeremy Greenspan’in Ben Gibbbard (Death Cab For Cutie!) ile karşılaştırılan kırılgan ve etkileyici sesi olduğunu peşinen söyleyebiliriz.

2004 yılında grubun ilk albümü Last Exit yayınlandığında hem Avrupa hem de Amerikan müzik eleştirmenleri tarafından övgü yağmuruna tutulması ise uzun sürmedi, tabi küçük köşelerde… Olumlu eleştiriler grubun albüm satışlarına doğrudan etki etmese de gelecek için oldukça sağlam bir referans oluşturdu. Zaten grubun ikinci albümü öncesinde İngiltere’nin ünlü bağımsız plak şirketlerinden Domino tarafından kapılması da bu sayede gerçekleşti.

Last Exit ile müzik dünyasına hızlı bir giriş yapan ikili, yeni albümleri So This Is Goodbye’da da minimal techno ve indie-pop arasında başarılı bir çizgi tutturmuş durumda. İlk albümlerindeki 2-step ve garage etkilerinden sıyrılan grup, bu sefer daha doğrudan ve daha minimal bir müzik ile karşımıza çıkıyor, New Order’dan Zoot Woman’a, oradan da günümüz minimal house’una uzanan bir çizginin devamı gibi adeta. Junior Boys’u diğer elektro-pop gruplarından ayıran bir başka özellik de, müziğin hiç acele etmemesi, hızlı veya yavaş bütün parçaların zamana rahatça yayılması. Kelimelerle anlatmak belki kolay değil ama zamanla kendinizi onların müziği içinde yüzerken bulabiliyorsunuz!

Konserlerinde albümden farklı olarak gitar ve davula da yer veren grup, şu aralar Amerika turnesini sürdürmekte. Ekim ayı boyunca da ünlü Hot Chip grubu ile konserler verecek olan Junior Boys, 11 Kasım’da da Phonem By Miller kapsamında İstanbul’da bir konser verecek.

NOTLAR:

  • Junior Boys’un önemli ilham kaynaklarından biri de Frank Sinarta! Hatta albümde bir de Sinatra klasiğini yorumlamışlar: “When No One Cares”
  • Yeni albümün ilk single’ı olan In The Morning’in prodüktörlüğü, ünlü Alman elektronika grubu Mouse On Mars’tan Andi Tomi.
  • Grubun plak şirketi Domino Records aynı zamanda Franz Ferdinand ve Arctic Monkeys gibi grupları da bünyesinde barındırıyor.



07 Eylül 2006

Dogz Star?

Bu cuma Dogz Star'da uzun uzun dj'lik yapacağım. Kendi setim diye demiyorum, çok güzel şeyler çalıyorum valla!!! ee, mütevazilik de bir yere kadar :)

22 Ağustos 2006

tatlı uykuular müziği

işim gücüm yok last fm de grup kurdum: tatlı uykular müziği. Gelin katılın, beraber uyuruz!

ancak bir logosu yok, uydurmak lazım bir tane. Plan B'den birşeyler scan edip onu mu koysam diyorum.