Bilmiyorum takip ediyor musunuz ama benim sevdiğim blog'lardan biri olan Pastel Zarlar, bir süredir çok hoş bir yılbaşı playlistleri serisi yapıyor. Şarap ile başladı, rakı, viski ve bira ile devam etti. Sonuncusu da votka ile gelmiş. Ben arada bir "cin tonik listesi olmayacak mı" diye sordum, olmayacakmış ama buyrun siz yapın diyerek icazet aldım konsept sahibinden!
Ve işte bu aşağıdaki de benim Gin & Tonic listem. Biraz sinsi & oyuncu bir içkidir kendisi, en çok sevdiğim içkidir ayrıca. Gin, ardıç meyvesi ile tadlandırılmış bence çok özel bir içki ve ilk kez Hollandalılar tarafından ilaç olarak kullanılmaya başlanmış (yarasın!) Keyifli ve yeni şeylerden bi dolu parça var. Listedeki parçaları toplu ve mixli bir şekilde aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.
(Son bir not, bu liste bu gece Radyo Eksen'de de yayınlanacak, biraz sıradışı bir saatte - 03.00'den itibaren, Alçak Basınç yılbaşı programı!)
GIN & TONIC PLAYLIST:
[indirmek için buraya klik]
The Faint The Geeks Were Right (Does It Offend You, Yeah Remix)
Late Of The Pier Space And The Woods
Cazals Life Is Boring
Friendly Fires Photobooth
These New Puritans Elvis
Bloc Party One Month Off
You Love Her Coz She's Dead Superheroes
The Shoes Knock Out
The Ting Tings That's Not My Name
Yuksek Tonight
Black Kids I'm Not Gonna Teach Your Boyfriend How To Dance With You (Twelves Mix)
Does It Offend You, Yeah Let's Make Out
The Presets This Boys In Love
Cut Copy Hearts on Fire
The Fashion Like Knives
The Futureheads The Beginning Of The Twist
Foals Cassius
Fujiya & Miyagi Knickerbocker
.
30 Aralık 2008
29 Aralık 2008
"Everything That Happens Will Happen Today"
David Byrne & Brian Eno
Everything That Happens Will Happen Today
20 Yüzyıl müzik kahramanlarını bir solukta sıralamak pek kolay olmasa gerek. Sadece son yarım yüzyılın müziğini bile ele alırsak değişik tarzlarda sayısız isim çıkabilir karışınıza. Ama rock ve elektronik müzik deyince Brian Eno’yu anmadan geçmek kesinlikle mümkün değil herhalde. Eno minimalizm ve ambient müzik konsepti ile müzik dünyasını ilginç yerlere çekmekle kalmadı, usta bir prodüktör olarak yeteneklerini bu düşüncelerini güncel müziğe yön veren birçok grubun da hizmetine sundu. Zaten kendisini esas olarak bir müzisyen olarak değil de bir “müzik yapımcısı” olarak gördüğünü söylesek yeridir. Diğer tarafta David Byrne da belki çapraz kulvarda ilerleyen ama aynı derecede önemli bir müzisyen. 1970’lerde kendisinin başını çektiği Talking Heads, 2000’li yılların popüler rock gruplarından Franz Ferdinand ve LCD Soundsystem gibi isimlere ilham kaynağı olmuş önemli bir topluluktu. Rock müziğin “dans edilebilir” hale gelmesinde ve New Wave gibi yeni bir akımın oluşmasında Talking Heads’in ve Byrne’ın katkısı oldukça büyüktür. Bu iki önemli ismin bundan yaklaşık 30 yıl kadar önce bir araya gelmeleri ise “My Life In The Bush Of Ghosts” isimli önemli bir albüm ile sonuçlanmıştı.
Eno ile Byrne’ın 1981 yılındaki ilk ortak çalışmaları “My Life In The Bush Of Ghosts”, aslında bu ikilinin ilk beraberliği değil. Brian Eno, daha öncesinde Talking Heads’in ard arda üç albümünde prodüktör olarak da yer almıştı. Ancak Byrne – Eno ortaklığı, Talking Heads’den hem teknik hem de müzik olarak oldukça farklı bir noktadaydı. Albüm bir yandan sample’ların ilk kez bu kadar yoğun şekilde kullanıldığı, diğer taraftan da Batı pop müziği ile Afrika ve Asya müziklerinin yoğun bir şekilde sentezlendiği önemli kayıtlardan biri olarak zihinlere kazındı (hatta öyle ki, günümüzde artık şüpheli bakışların hedefi olan “dünya müziği” kavramının ilk kez bu albüm ile kullanılmaya başlandığı belirtilir hep).
Talking Heads’in Remain In Light albümünden sonra grup ile yolları ayıran (ve takibinde U2’nun prodüktörü olarak karşımıza çıkan) Brian Eno ve günümüze kadar solo çalışmalarını sürdüren David Byrne, bu önemli yapıtın üzerinde yıllar geçtikten sonra bu yıl yeni albümleri ile tekrar bir araya gelmiş oldular. Düz bir mantık ile 30’lu yaşlarında tarih yazmış bu iki ustanın 60’lı yaşlarında ve geçen onca zamanın birikimi ile tekrar tarih yazmaları gerekirdi denilebilir. Ama sonuç öyle “çok farklı ve yeni” bir şey değil. Zira o aradaki 30 yılda bu iki insanın başlattığı şeyler üzerinde öylesine yol alınmışki artık bunlar üzerine tamamen yeni bir şey söylemek kolay değil. Halbuki ikili, bu albümde belki de bundan 30 yıl önce hiç yapmayacakları şeyleri yaparak, kendi adlarına ilginç bir değişimi başarmış gibi görünüyorlar.
Açılış parçası “Home”, albümün genel rengini oldukça başarılı bir şekilde yansıtıyor: Çoğu zaman sakin, huzurlu ama alttan alta güçlü ve dolu bir müzik. Elektronik altyapı üzerinde aslında folk, county ve gospel gibi tarzların etkileri çok bariz bir şekilde hissediliyor. Arada “I Feel My Stuff” ve “Strange Overtones” gibi parçalar ise ikilinin daha genç ve enerjik yüzünü gösteriyor bize. Belki güncel pop hitlerinden çok farklı değil yaptıkları ama tertemiz icraları ve belki de tecrübenin getirdiği rahatlık ile insana huzur veren parçalar bunlar. Zaten herhalde albümün en büyük özelliği de bu olsa gerek, huzur. Albümün kapağındaki bilgisayar grafiği, şu ünlü bilgisayar oyununu Sims’den kopyalanmışa benziyor – Amerikan rüyasının sembolü olabilecek güzellikte, idealize bir ev grafiği, akustik gitar akorlarının az ötedeki yemyeşil ovalar üzerinde uçuştuğunu görebileceğiniz türden bir dünya. Tabiî ki albümün daha rahatsız anları da yok değil ama bütünü dinlediğinizde aklınızda kalan bu oluyor. Bütün bunları düşününce Byrne’ın yaşlandığı ve Ambient ustası Eno’nun yoluna geldiğini de düşünmemek elde değil - bundan yıllar önce sahnelerde koşa koşa şarkılar söyleyen David Byrne, bu sefer eski fotograflar, deniz fenerleri ve nehirler hakkında şarkılar söylüyor…
Usta müzisyenler olmanın yanı sıra müzik endüstrisini de yakından tanıyan bu iki sanatçı, çağın değişen şartlarına ayak uydurmak konusunda ise çok başarılılar. Albümü ilk olarak bir plak şirketi yerine doğrudan kendi web sitelerinden (www.everythingthathappens.com) yayınlayan ikili, önce dijital satışlara ağırlık vermiş ve oldukça da başarılı olmuşlar. Web sitesinden albümü CD olarak da alabilmek mümkün ve çok başarılı bir “deluxe” paket de satışa sunulmuş. Albümün kayıt sürecinin de (albüm notlarında da belirtildiği gibi) oldukça modern bir şekilde gerçekleştiğini belirtmeden geçmemek lazım bu arada. Brian Eno, yazdığı çeşitli müzikleri David Byrne’a gönderiyor, o da bunları dinleyerek sözleri yazıyor, karşılıklı kayıtları paslaşarak albümü son haline getiriyorlar - fiziksel olarak pek bir araya gelmeden yani. Zaten Eno’nun bir müzisyen olarak sahnede yer almaya veya fiziken müzik yapmaya pek meraklı birisi olmadığı meraklılarınca iyi bilinir, kendisi David Byrne’ın albüm turnesinde de yer almıyor.
(Roll Dergisi, Kasım 2008)
Everything That Happens Will Happen Today
20 Yüzyıl müzik kahramanlarını bir solukta sıralamak pek kolay olmasa gerek. Sadece son yarım yüzyılın müziğini bile ele alırsak değişik tarzlarda sayısız isim çıkabilir karışınıza. Ama rock ve elektronik müzik deyince Brian Eno’yu anmadan geçmek kesinlikle mümkün değil herhalde. Eno minimalizm ve ambient müzik konsepti ile müzik dünyasını ilginç yerlere çekmekle kalmadı, usta bir prodüktör olarak yeteneklerini bu düşüncelerini güncel müziğe yön veren birçok grubun da hizmetine sundu. Zaten kendisini esas olarak bir müzisyen olarak değil de bir “müzik yapımcısı” olarak gördüğünü söylesek yeridir. Diğer tarafta David Byrne da belki çapraz kulvarda ilerleyen ama aynı derecede önemli bir müzisyen. 1970’lerde kendisinin başını çektiği Talking Heads, 2000’li yılların popüler rock gruplarından Franz Ferdinand ve LCD Soundsystem gibi isimlere ilham kaynağı olmuş önemli bir topluluktu. Rock müziğin “dans edilebilir” hale gelmesinde ve New Wave gibi yeni bir akımın oluşmasında Talking Heads’in ve Byrne’ın katkısı oldukça büyüktür. Bu iki önemli ismin bundan yaklaşık 30 yıl kadar önce bir araya gelmeleri ise “My Life In The Bush Of Ghosts” isimli önemli bir albüm ile sonuçlanmıştı.
Eno ile Byrne’ın 1981 yılındaki ilk ortak çalışmaları “My Life In The Bush Of Ghosts”, aslında bu ikilinin ilk beraberliği değil. Brian Eno, daha öncesinde Talking Heads’in ard arda üç albümünde prodüktör olarak da yer almıştı. Ancak Byrne – Eno ortaklığı, Talking Heads’den hem teknik hem de müzik olarak oldukça farklı bir noktadaydı. Albüm bir yandan sample’ların ilk kez bu kadar yoğun şekilde kullanıldığı, diğer taraftan da Batı pop müziği ile Afrika ve Asya müziklerinin yoğun bir şekilde sentezlendiği önemli kayıtlardan biri olarak zihinlere kazındı (hatta öyle ki, günümüzde artık şüpheli bakışların hedefi olan “dünya müziği” kavramının ilk kez bu albüm ile kullanılmaya başlandığı belirtilir hep).Talking Heads’in Remain In Light albümünden sonra grup ile yolları ayıran (ve takibinde U2’nun prodüktörü olarak karşımıza çıkan) Brian Eno ve günümüze kadar solo çalışmalarını sürdüren David Byrne, bu önemli yapıtın üzerinde yıllar geçtikten sonra bu yıl yeni albümleri ile tekrar bir araya gelmiş oldular. Düz bir mantık ile 30’lu yaşlarında tarih yazmış bu iki ustanın 60’lı yaşlarında ve geçen onca zamanın birikimi ile tekrar tarih yazmaları gerekirdi denilebilir. Ama sonuç öyle “çok farklı ve yeni” bir şey değil. Zira o aradaki 30 yılda bu iki insanın başlattığı şeyler üzerinde öylesine yol alınmışki artık bunlar üzerine tamamen yeni bir şey söylemek kolay değil. Halbuki ikili, bu albümde belki de bundan 30 yıl önce hiç yapmayacakları şeyleri yaparak, kendi adlarına ilginç bir değişimi başarmış gibi görünüyorlar.
Açılış parçası “Home”, albümün genel rengini oldukça başarılı bir şekilde yansıtıyor: Çoğu zaman sakin, huzurlu ama alttan alta güçlü ve dolu bir müzik. Elektronik altyapı üzerinde aslında folk, county ve gospel gibi tarzların etkileri çok bariz bir şekilde hissediliyor. Arada “I Feel My Stuff” ve “Strange Overtones” gibi parçalar ise ikilinin daha genç ve enerjik yüzünü gösteriyor bize. Belki güncel pop hitlerinden çok farklı değil yaptıkları ama tertemiz icraları ve belki de tecrübenin getirdiği rahatlık ile insana huzur veren parçalar bunlar. Zaten herhalde albümün en büyük özelliği de bu olsa gerek, huzur. Albümün kapağındaki bilgisayar grafiği, şu ünlü bilgisayar oyununu Sims’den kopyalanmışa benziyor – Amerikan rüyasının sembolü olabilecek güzellikte, idealize bir ev grafiği, akustik gitar akorlarının az ötedeki yemyeşil ovalar üzerinde uçuştuğunu görebileceğiniz türden bir dünya. Tabiî ki albümün daha rahatsız anları da yok değil ama bütünü dinlediğinizde aklınızda kalan bu oluyor. Bütün bunları düşününce Byrne’ın yaşlandığı ve Ambient ustası Eno’nun yoluna geldiğini de düşünmemek elde değil - bundan yıllar önce sahnelerde koşa koşa şarkılar söyleyen David Byrne, bu sefer eski fotograflar, deniz fenerleri ve nehirler hakkında şarkılar söylüyor…Usta müzisyenler olmanın yanı sıra müzik endüstrisini de yakından tanıyan bu iki sanatçı, çağın değişen şartlarına ayak uydurmak konusunda ise çok başarılılar. Albümü ilk olarak bir plak şirketi yerine doğrudan kendi web sitelerinden (www.everythingthathappens.com) yayınlayan ikili, önce dijital satışlara ağırlık vermiş ve oldukça da başarılı olmuşlar. Web sitesinden albümü CD olarak da alabilmek mümkün ve çok başarılı bir “deluxe” paket de satışa sunulmuş. Albümün kayıt sürecinin de (albüm notlarında da belirtildiği gibi) oldukça modern bir şekilde gerçekleştiğini belirtmeden geçmemek lazım bu arada. Brian Eno, yazdığı çeşitli müzikleri David Byrne’a gönderiyor, o da bunları dinleyerek sözleri yazıyor, karşılıklı kayıtları paslaşarak albümü son haline getiriyorlar - fiziksel olarak pek bir araya gelmeden yani. Zaten Eno’nun bir müzisyen olarak sahnede yer almaya veya fiziken müzik yapmaya pek meraklı birisi olmadığı meraklılarınca iyi bilinir, kendisi David Byrne’ın albüm turnesinde de yer almıyor.
(Roll Dergisi, Kasım 2008)
25 Aralık 2008
Kurak But!!
http://etrafta.com/2008/12/24/etrafta-2009un-pop-sansasyonu-kurak-but/
24 Aralık 2008
23 Aralık - Son kez 2008 ve Emiliana Torrini
Bu hafta yine 2008'i değerlendirmeye devam ettim. Yılsonu değerlendirmesinin sonu yok ve bu program ile 2008'i kendimce kapatmış oluyorum. Gelecek hafta yüzümüzü 2009'a çevireceğiz!Tabi iki programda da koca bir yılı etraflıca ele almak mümkün değil - hadi kolay değil diyelim. Fazla da konuşmak istemediğim için "ele almayı" seçtiğim belli başlı parçalarla yapmış oluyorum. Bunları da herhangi bir sırayla, özel bir formülle seçmedim açıkcası, aklımda en çok yer etmiş sanatçı ve albümlerden bazı parçaları koydum. Bir tek şunu söyleyebilirim, Roll dergisi için geçen gün en sevdiğim bazı albümleri seçmiştim. Bence Roll'un yılsonu seçkisi önemlidir zira kadrolarında çok değer verdiğim insanlar var. Az aşağıda kendi seçtiklerimi de (alfabetik sıra ile) yazıyorum. Bu yıl boyunca herhalde en çok hoşuma giden albümler bunlardı:
Does It Offend You, Yeah? - You Have No Idea What You're Getting Yourself Into
Emiliana Torrini - Me And Armini
Flight Of The Conchords - Flight Of The Conchords
Friendly Fires - Friendly Fires
Hariçten Gazelciler - Hariçten Gazelciler
MGMT - Oracular Spectacular
Sonny J – Disastro
The Dø - A Mouthful
TV On The Radio - Dear Science
Vampire Weekend - Vampire Weekend
Yasemin Mori – Hayvanlar
Emiliana Torrini'ye burada ayrıca bir ağırlık vermekte fayda var zira aslında bu yıl herhalde en çok onun albümünü sevdim (Vampire Weekend ve MGMT'dan ufak bir farkla). Tatlı sesi ile kaydettiği birbirinden güzel ve değişik parçalar ile - reggae'den psych-rock'a, neo-swing'den folk'a kadar uzanıyor - çok başarılı bir albüm Me And Armani.
Unutmadan, programın en başındaki iki cover çaldım. BBC Live Lounge derlemelerinin üçüncüsü yayınlandı - yine orta karar bir albüm aslında, çok başarılı bazı yorumlar haricinde vasat seviyesinde kalan bir albüm. Ama bu iki yorum ve birkaç tanesi daha varki bence çok güzel.
23 Aralık 2008 Alçak Basınç
Pendulum Violet Hill
Dizzee Rascal That's Not My Name
Friendly Fires On Board
Black Kids Listen To Your Body Tonight
The Young Knives Turn Tail
Emiliana Torrini Heard It All Before
Fleet Foxes Ragged Wood
The Moldy Peaches Anyone Else But You
Yasemin Mori Yeniler
Replikas Bitti Deme
MGMT Kids
Does It Offend You, Yeah We Are Rockstars
The Shoes Knock Out
I Scream Ice Cream Trust Tissue
Quiet Village Pillow Talk
.
23 Aralık 2008
Bonaparte - Too Much

Bonaparte, Ocak ayı başında Eurosonic'de sahne alacak gruplardan. Alman bir ekip, Berlin'li. Haklarında detaylı bilgi bulmam biraz zor oldu zira ilk albümleri "Too Much" hakkında şimdiye kadar pek fazla yazılıp çizilmemiş. 2007 yılında ünlü Montreux Caz Festivali'nde sahne aldıkları yazıyor sağda solda. Ayrıca bir iki yerde de Quentin Tarantino için özel bir partide çaldıkları yazıyor...
Her neyse, işin dedikodu kısmı bir yana, ilginç bir grup bu Bonaparte. Müzikleri Tiger Lillies ile AC/DC arasında bir yerlerde, vokale gelince bir de Eminem'i eklemek gerekir bunlara. Bir şarkıda cazır cazır gitarlar ile Franz Ferdinand tarzı coşarken, bir başka parçada akustik bas ile retro-swing yapabiliyorlar. Şarkı sözleri genel olarak oldukça geyik, alaycı ve komik. Şarkılarının adları da aynı derecede garip, bir tanesi "WRYGDWYLIFE" şeklinde mesela. Gördüğüm kadarı ile sahnede de pek çılgınlar, aşağıdaki videolarını tavsiye ederim. Dediğim gibi şu ana kadar pek adı sanı duyulmamış bir ekip ama Eurosonic konseri ile yeni bir start yapabilirler, hiç belli olmaz.Bonaparte @ Myspace
BONAPARTE - TOO MUCH (LIVE VIDEO)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)