29 Nisan 2012

24 Nisan - Milankundura & Chromatics

 
Amerikalı bir elektronik müzik grubu Chromatics. Yeni albümlerini yayınladılar, Kill For Love. Karanlık bir müzik, karanlık saatlerin müziği, melankolik ama "disko melankolisi" bu, görüntüde eğlenceli ama içinde hüzünlü bir şey, bir nevi blues... Aslında bunu en güzel anlatan şarkılardan biri de şu Hollywood Seven edit'i olsa gerek. Her halükarda, bunun bir gece müziği olduğu kesin. Çok seviyorum.

Milankundura ise buralardan bir grup, İstanbullu çok taze bir ekip, Barış Çakmakçı ve Baturalp Özcan tarafından bu yılın başlarında kurulmuş, birkaç şarkı yapmışlar. Ben onları birkaç hafta önce bir arkadaşım vesilesiyle farkettim. Sonra Roxy Müzik Günleri'ne katıldılar geçenlerde ve buradan birincilikle çıktılar. Çok tatlı, rahat, keyifli ve tam da gelmekte olan yaza göre bir müzik bu. Dinlemenizi tavsiye ederim bu çocukları.
http://soundcloud.com/milankundura


24 Nisan 2012 Alçak Basınç

Bu yazıyı görüyorsanız başlıktaki linke basın


Milankundura Bugün Yine Böyle
Deep Time Clouds
Chairlift Amanaemonesia
Baxter Dury   Isabel
Kindness   Gee Up
Nite Jewel   One Second Of Love
Chromatics   These Streets Will Never Look The Same
Tanlines   Not The Same
Wye Oak   Civilian
The Dears   Berlin Heart
The Shins   Turn A Square
Jack White   Weep Themselves To Sleep 
Nick Cave & Warren Ellis   Moving On
Ulrich Schnauss & Mark Peters   Forgotten
Feist   Bittersweet Melodies
.

15 Nisan 2012

10 Nisan - Air & D'eon

"Yılların grubu" olmak kolay iş değil, bir yerden sonra kendinizi tekrar etmeye başlayabiliyorsunuz, kaçınılmaz olarak. Grubu sevenler bir önceki albümde duyup sevdikleri şeyler değişmesin isterken, eleştirmenler "yine aynı şey" diye şikayet etmeye başlıyor, müzisyen ne yaparsa yapsın geçmişin gölgesi peşinden kovalıyor falan. Yani iyi şeyler değil bunlar. Ama bir taraftan da "köklü grup", deneyimli grup olmak böyle bir şey. Bugüne bugün bir ZZ Top olmak kolay iş değil, uzun süre sakallarınızı kesmemeniz gerekiyor. Ve uzun sakallar cidden kaşındırıyor insanı!

İşte son programın başlık gruplarından Air böyle bir şey. Süper albümler de yaptılar, kimsenin pek anlamadığı şeyler de, ama hala çok seviyoruz, dinliyoruz onları. Tamam, çok yeni değil belki ama müziği açınca hoşumuza gitmesi için çok zorlamıyoruz kendimizi. Bu sefer yine bir filme soundtrack yapmışlar, ama oldukça eski bir film: George Méliès'in 1902'de yaptığı ve ilk bilimkurgu filmi olarak tanınan "Aya Yolculuk" (Le Voyage Dans La Lune) için yazılmış bu albümdeki parçaların çoğu. Filmin süresi zamanının standartlarına göre normal, 14 dakika, ama tabii bugünün standartlarına göre kısa. O yüzden albümde filme girmeyen parçalar da var, toplam 31 dk'lık bir albüm olmuş. Bence, güzel keyifli bir Air albümü. Dinlemeye değer kesinlikle.

Bu haftanın diğer başlık grubu yine elektronik müzik yapmış bir arkadaşımız, Montreal'den d'Eon. Uzun saçları ile metalci gibi görünmesine karşın çok huzurlu, sakin bir müzik tarzı var. Daha çok 70'lerin alman kraut-elektronik müzisyenlerini hatırlatıyor. Aslında son dönemde Emeralds ve Oneotrix Point Never gibi gruplar sayesinde tekrar güncelleşen enstrümental sentetik müzik çizgisinin bir devamı (bu arada, burada biraz tavuk-yumurta ikilemi var, buna başka bir yazıda ayrıca değinmeyi düşünüyorum). Neyse, sonuçta çok güzel kompozisyonları var d'Eon'un, özellikle şu çaldığım parçayı içeren son albümü Music For Keyboards Vol.1'i dinlemenizi tavsiye ederim (hatta plak şirketinin soundcloud sayfasından dinleyebilirsiniz, buradan buyurun)

Bugünlük de bu kadar sanırım, keyifli dinlemeler! :)



10 Nisan 2012 Alçak Basınç

Bu yazıyı görüyorsanız başlıktaki linke basın

Zulu Winter   Silver Tongue
Tanlines   All Of Me
Franz Ferdinand   Auf Achse  
Phoenix 1901  
LCD Soundsystem Tribulations
Reverend And The Makers   He Said He Love Me
!!! Me And Giuliani Down By The Schoolyard (A True Story)
D'eon   #85
Air   Moon Fever
Andrew Bird Near Death Experience Experience
Alabama Shakes   Rise To The Sun
Sharon Jones & The Dap Kings   I'll Still Be True
The Aliens  Setting Sun
The Apples In Stereo   Skyway
Weezer   Where's My Sex
.

10 Nisan 2012

3 Nisan - Pretty Lights & Alpman

Foto: Marta Xochilt Perez
Geçen haftalarda durmadan dinlediğim nedir derseniz, kesinlikle Pretty Lights derim! Derek Vincent Smith, Amerika'larda çok ünlü bir adammış bu eleman. Bundan bir yıl kadar önce şu süper videoyu izlerken keşfetmiştim kendisini. Bir nevi 90'lar trip-hop sound'u ile Justice'in keskin synth'lerinin karışımı, insanın kanını kaynatan ritimlerle dolu, samuray kılıcı gibi etkileyici bir şey. Sesini iyice açasım geliyor dinlerken. Tavsiye ederim. Ah, bir de web sitesinden ücretsiz indirebilirsiniz müziklerini: prettylightsmusic.com

Bu haftanın bir diğer ilginç ismi ise Alpman idi. Tam olarak Güneş Alpman, kendisi sample'lar ve synthesizer'lar ile güzel müzikler yapıyor, tarzı funk/soul sularında geziniyor. Müziklerini soundcloud sayfasından dinleyebilirsiniz, ben pek sevdim. Ayrıca şu ara Psychedelicious isimli albümünü yayınlama çabasında, bakalım bekliyorum merakla.

Bir de Manner var tabii, unutmadan. Portecho'dan Deniz Cuylan ve arkadaşı Cem Mısırlıoğlu'nun grubu. Onlara da gelecek haftalarda tekrar bir detaylı yer vereceğim. Zaten bilen biliyordur, her ikisi de New York'dalar şu ara, albümlerini geçen yıl orada yayınladılar ve bundan birkaç ay önce İstanbul'da da bir iki konser verdiler. Sıkı bir albüm, Side Launch.


3 Nisan 2012 Alçak Basınç

Bu yazıyı görüyorsanız başlıktaki linke basın

Bonaparte   3 Minutes In The Brain Of Bonaparte
Manner Parallax
Tame Impala   Alter Ego
Imperial Teen   Runaway
The Magnetic Fields   Andrew In Drag
Professor Penguin   Pirate
The Milk Carton Kids  Girls, Gather 'Round
Lambchop   Gone Tomorrow
Richard Buckner   Traitor
Broadcast   Come On Let's Go
The Shins   Bait And Switch
Chairlift   Ghost Tonight
Pretty Lights   Drift Away
Alpman   Psychedelicious Pt. 2
Kindness   Swingin' Party
.

07 Mart 2012

Mando Diao İle Kısa Bir Röportaj!


Aslında üzerinden nispeten çok vakit geçti ama bunu yazmam lazım, geçtiğimiz ay, 18 Şubat'ta çok güzel bir konser vardı, Mando Diao konseri ve ben kaçırdım!! Ama konserleri düzenleyen Avea'dan Burcu (Şensoy) sağolsun, grup elemanlarıyla konser öncesi tanışma ve ufak bir söyleşi yapma fırsatı buldum. Röportaj kısa ama çok keyifli geçti, cidden samimi bir şekilde oturduk sohbet ettik aslında. İşin kötüsü, röportaj sonrası konserlerini kaçırdığıma daha da çok üzüldüm. İnsan birisini tanıyıp sevince onun yaptığı işi de daha çok benimsiyor, seviyor.

Belki gitmişsinizdir, konser Avea Escape To Music serisi kapsamında yapılıyordu, Küçükçiftlik Park'ta kışın kurulan kocaman beyaz bir çadırın içinde. Ben oraya vardığımda (ki son anda nefes nefese vardım) grup benimkinden önceki dört röportajı yapmış, son röportajcının sorularını cevaplıyordu. Tabii ben hem biraz son dakikacılıktan hem de basit bir blogger olduğumdan (!!) sadece cep telefonumun ses kayıt özelliği ile gelmiştim, kayıt cihazları, fotoğraf makineleri falan hak getire. Ama işin ilginç tarafı, grup üyelerinin biraz da bu üst üste ağır röportajlardan sıkılmış gibi bir hali vardı, yanlarına gelip de kısaca kendimi tanıtırken bir de “İstanbul Caz Festivali'nde çalışıyorum” deyince anında “nasıl bir festival, kimler geliyor, ne zaman” gibisinden bütün soruları sordular. Biraz şeklini şemalini, kimlerin gelip gittiğini anlattım tabii. Malum, bizim festival mezhebi geniş, cazcılar da geliyor, pop ve rock yıldızları da. Gustaf da Stockholm'deki caz festivalinde Missy Elliot'u izlediklerinden bahsetti, çok beğenmiş!

Bu arada, söyleşi sırasında dört grup üyesi de oradaydı, Gustaf, Björn, CJ ve Mats. Şehirde şimdiye kadar neler yaptıklarını sordum tabii klasik olarak. Konser öncesi çok bir şey yapamamışlar, ertesi gün “bir Türk kahvesi içip hamama gideceğiz” diye anlattı Gustaf, “bir de Boğaz'a gideceğiz, hatta üzerinde yürüyebiliriz bile, İsa gibi” ve tabii bu lafından sonra gülüşmeler... “Köprünün üzerinde yürübilirsiniz ama özel izin gerekiyor, U2 yapmıştı bir keresinde” demekten alamadım kendimi. Bunu yine Gustaf'tan biraz naif bir soru: “Neden, köprü kötü durumda mı?” Haliyle bunun tatsız sebebini de anlatmak bana düştü bu durumda. “Böyle ünlü bir yerde intihar etmek, değil mi.. Ben silahı tercih ederdim” diye damardan cevap veriyor Gustaf ve ilginç bir “intihar estetiği” muhabbetine dönüyor olay.

Hepsi ilk kez geliyorlarmış Türkiye'ye, eğer davet edilmemiş olsaydınız yine de gelir miydiniz diye soruyoum, evet gelirdik diyorlar, “ama tabii konser için gelmek her zaman daha hoş oluyor”. Peki tatil yapıyor musunuz, en son ne zaman tatil yaptınız diye sorunca Meksika ve İrlanda cevapları geliyor. “Ama hepimizin İsveç'te sayfiye yerlerinde yazlıklarımız var, ailelerimizle oraya gidebiliyoruz, yine şehir dışında güzel bir yerde kendi stüdyomuz var ve orada da buluşuyoruz” diyorlar. “Ailelerimizin olması iyi bir şey aslında, eve döndüğümüzde sakinleşiyoruz, ailemiz olmasa eve dönünce de turne hayatına devam ederdik” diyor Björn, “ama böyle gitmez tabii, babam hep şunu derdi, içki ve uyuşturuculara takılıp kalan müzisyenler genelde turdan geriye gelince ayrı bir yaşamı olmayanlardır, ailesi olmayanlardır” derdi, “eve geldiğinde tutunacak bir şeyin olmalı, bir kahve içip kendine gelebilmelisin. Yoksa bu çok zor bir hayat.” Baban da müzisyen miydi diye soruyorum, evet müzisyenmiş.

Biraz daha konuşmaya devam ediyoruz, İsveçlilerin müzik sevgisi, Beatles'ın ilk konserlerinden bazılarını İsveç'te verdiği, Abba ve remix'ler... Bilgisayarın bir müzik enstrümanı olarak kullanılması... Ve önceki akşam ne yaptınız konusuna bir şekilde tekrar geliyoruz – DJ'lerden bahsederken galiba, ilk geldikleri akşam (konser öncesi) bir partiye gitmişler, Mısır Apartmanı'nın tepesinde, 360'da bir parti. Hollanda Konsolosluğu'nun bir partisiydi sanırım diyorum, “evet sanırım öyleydi, Hollandalılar vardı etrafta cidden” diyorlar. Konser sonrasında ne yaparsınız peki diye sorunca, bu akşam konserden sonra da gece hayatına takılacağız, gel istersen diyorlar hep birden.. Keşke, önemli bir sözüm olduğundan konsere bile gelemeyeceğim ama artık onu da söylemiyorum...

Bu keyifli röportajdan sonra bir de fotoğraf çektirmemek olmaz, bir şekilde ancak tek bir kare çekiliyor ama o da yeter. Bu kadar somurtmalarından suratsız tipler sanmayın, sadece soundcheck öncesi biraz bezginlik söz konusu!

04 Mart 2012

28 Şubat - Diagrams

Son haftalarda en sık dinlediğim albümlerden biri, Diagrams'ın Black Light albümü. Programda da sıkça çalıyorum ve bahsediyorum bu ara, grubu kuran Sam Genders, aynı zamanda ünlü ingiliz elektronik-folk grubu Tunng'ın da kurucularından. Belli ki boş vakitlerinde boş durmamış ve bu Diagrams projesini geliştirmiş. Aslında Tunng'ın çizgisine oldukça yakın bir müzik bu, yine folk müziği temelli, yine elektronik öğeler oldukça yoğun, yine güzel vokaller var. Aslında şu ara yeni bir şeyler yapmayan Tunng'ın doğal bir devamı, sanki yeni albümü gibi. Web sitesinden anladığımız kadarıyla tek kişilik bir çalışma olarak başlamış, şu anda birçok başka müzisyenin de çorbada tuzu bulunmakta.

Ayrıca The Cast Of Cheers'a olan hayranlığım da devam ediyor, milyonların sevgilisi olamayabilirler belki ama efsane bir grup olma yolunda ilerleyebilirler rahatlıkla!

28 Şubat 2012 Alçak Basınç

Bu yazıyı görüyorsanız başlıktaki linke basın

The Phenomenal Handclap Band   Form & Control
Theophilus London All Around The World
Bonobo   Brace Brace
Sufjan Stevens   Futile Devices (Shigeto Remix)
Xiu Xiu   Beauty Towne
The Cast Of Cheers   Strangers
Turing Machine   Slave To The Algorithm
Diagrams   Black Light
Bon Iver   For Emma
Beirut   Scenic World
Andromeda Mega Express Orchestra Radioactive People
Sharon Jones & The Dap Kings   100 Days, 100 Nights 

Chromatics   Into The Black
.