07 Temmuz 2016

Spotify Listesi

Spotify'da radyo programımda çaldığım müziklerden bazılarını içeren bir liste yaptım, düzenli olarak da güncelleyeceğim. Tek tek her çaldığım parçayı eklemiyorum (zaten bazı çaldıklarım da Spotify üzerinde bulunmuyor), belki her programdan 1-2 şarkı gibi. Şimdilik yüzlerce parça yok ama zamanla kendi içinde tutarlı bir liste haline gelecektir. Takip etmek isterseniz aşağıdaki linkten buyrun:

https://open.spotify.com/user/xyclob/playlist/1gab6t7egkTv77jvnIWQ3q

18 Nisan 2016

Büyük Ev Ablukada - Fırtınayt Konseri


Önceki gece, cumartesi akşamı Volkswagen Arena'daki çok güzel bir konser gerçekleşti. Büyük Ev Ablukada'nın Fırtınayt konseri efsaneydi, muhteşemdi, hem çok eğlenceli hem de çok Büyük Ev Ablukada'ydı. Tadı damağımızda taze iken hızlıca bir yazayım dedim.

Büyük Ev Ablukada'yı, ilk kez 2010 sonlarıydı sanırım, Grizine'nin partisinde Ghetto'da izlemiştim. Bildiğim kadarıyla o konser, ilk kez "ful faça" tam kadro çıktıkları konserdi, daha önce daha akustik setler veriyorlardı. O gün dinlediğimde cidden beni çok şaşırtan, sorgusuz sualsiz başarılı, seyircisi ile iletişimi "naber abi" samimiyetinde bir konserdi. Muhabbet eder havada rahat şarkı sözleri ile, isyankar ama gereksiz gürültüye kaçmayan müziği ile, seyircisini darlamayan sahne performansları ile her açıdan yeni ve taze bir grup vardı karşımızda. Bu samimi ve cesur yaklaşımları ile bence sonrasında memleketteki "bağımsız müzik" camiasını bilinçli veya bilinçsiz etkileyen gruplardan biri oldu Büyük Ev. Son 4-5 yılın yeni ve parlak isimlerinin bir çoğu, ne bileyim Yüzyüzeyken Konuşuruz'dan Adamlar'a, Gaye Su Akyol'dan Kalben'e birçok isim bence Büyük Ev Ablukada'nın başlattığı bu rüzgardan öyle veya böyle etkilendiler, ilham aldılar, cesaret buldular, güzel müzikler yaptılar. Hatta son zamanlarda "yeter artık yine mi fantastik isimli bir grup / yeni bir şarkıcı söz yazarı" gibi ironik durumlar bile yaşanmakta. Şu koca memleketin ufak ama gururlu alternatif müzik piyasasından bahsediyoruz sonuçta, güzel şeyler bunlar.

Ama dün akşam Fırtınayt konserine gittiğimizde ise cidden karşımızda bambaşka bir Büyük Ev Ablukada vardı. Müzikal olarak bunun sinyallerini zaten konserin lansman videosundan, yayınlanan yeni şarkılardan net bir şekilde hissetmiştik, daha farklı, daha elektronik / disco-punk altyapılı bir şeyler geliyordu. Uzun süreli, ritmik altyapılara dayalı, keyboard'lar ile güçlendirilmiş şarkılar, sözlerin müziğin içinde kaybolduğu bir miks, tansiyonun yavaş yavaş yükselip coştuğu veya bazen tam tersine iyice düşerek ağırlaştığı, tekrarlarla insanı hafiften trans haline sokan pasajlar... Bunların hepsi daha önce bildiğimiz Büyük Ev Ablukada'dan pek beklenmeyecek şeylerdi. Bu açıdan Fırtınayt konserini büyük bir merakla (ve heyecanla) bekliyordum.

Şimdi burada uzun uzun mekana girerken ne oldu, ne bitti anlatmak, tek tek şarkıları yoklamadan geçirmek istemiyorum. Biraz bütün konserin atmosferinden bahsedeyim. Konser için salona girdiğimde etkilendiğim ilk şey - herhalde herkes gibi - sahne tasarımının ihtişamı ve detayları idi. Büyük Ev Ablukada'nın daha önceki konserlerinde aslında hiç bu tür kurgulanmış sahneler yoktu - ama Fırtınayt'ta baştan itibaren böyle bir şeyler gelebileceğinin işaretlerini verdikleri için hiç de garip gelmedi bu aslında. Böyle sahne tasarımları, genelde çok daha çiğ ve beceriksiz şekillerde pop sanatçılarının sahnelerinde karışımıza çıkabiliyor, tabii ki pop konserlerinde böyle şeylere neden ihtiyaç duyulduğu da aşikar. Büyük Ev ise bunu çok daha içine sindirmiş bir şekilde yapmış ve uygulamış. Büyük bloklardan oluşan ve sahne ışıklandırması ile iç içe geçmiş tasarım, hem hiçbir noktada yapay bir hava vermedi hem de müziğin ruhu ile oldukça güzel uyuştu. Eminim grup üyelerinden birinin uzman bir ışık teknisyeni olması ve ekibin ciddi bir tiyatro deneyiminin olması da bu konuda etkili olmuştur. Özellikle ışık kullanımı gecenin ruhuna çok uygundu - basitçe tepeye asılmış ışıklar yoktu veya, ne bileyim, aman disko efekti olsun diye durmadan strobe ışıklarına (hani şu hızlı hızlı yanıp sönenler) abanmak gibi bir durum olmadı. Ortalık düğün salonu gibi yanar döner parlamıyordu, karanlık da ışıklar kadar etkin bir şekilde kullanılmıştı. Türkiye'de belki sadece yabancı gruplar geldiğinde (o da bazıları, Jack White, Grace Jones gibileri) gördüğümüz bir şey bu.

Peki müzik? Konserin (beklendiği üzere) Berkun Oya'nın sunumuyla başlamasının ardından hep beraber yeni ve beklenmedik bir yerlere yavaş yavaş yol almaya başlamış gibiydik. Cidden havada bu hissediliyordu, sahnede de, seyircilerde de "bakalım şimdi neler olacak" hissiyatı hakimdi. Daha önce ertelenen konser gününde stüdyo kaydını yayınladıkları Güneş Yerinde ile nispeten sakin bir şekilde başladı konser - daha güçlü bir giriş daha mı iyi olurdu diye düşünüyorum ama yine de güzel bir başlangıç oldu. Bana Primal Scream'in Screamadelica dönemini hatırlatıyor Güneş Yerinde, sözleri de ayrı bir melankolik, Samanyolu ile metrobüs durağı arasında sıkışmış bir insanı anlatır gibi...

Konserin ilk iki üç parçası biraz yeni şarkıları bilmemek, biraz da uzun parça sürelerinden dolayı hafif bir şaşkınlık içinde geçti sanki - tempo yükselirken sanıyorum bu yabancılığı üzerimizden iyice attık. Bartu her zamanki gibi sahnedeki tavırları, hareketleri ve enerjisi ile insanları bir şekilde havaya sokmasını iyi beceriyor. Ama işin bence esas koptuğu nokta (sonradan adının Anı Yaşamak İstemiyorum olduğunu öğrendiğim parçada) birdenbire sahneye fırlayan dansçılar ile oldu, konserin tam bir partiye dönüştüğü an, bence o andır. Bu parçayı gecenin tek eski parçası Tayyar Ahmet'in Sonsuz Sayılı Günleri takip etti. Konserin belki de en güçsüz yönü, eski parçalara neredeyse hiç yer verilmemiş olmasıydı diyebilirim. Bu tercihin sebeplerini anlayabiliyorum ama eskilerden bir iki şarkıyı daha bu yeni tarza uyarlanmış bir şekilde dinlemek hoş olabilirdi aslında.

Bu güzel video için Modumuz Kaçmasın ekibine teşekkürler!

Tabii ki gece boyunca en çok yükseldiğimiz iki şarkı, sonlara doğru gelen Hayaletler ve Arayan Bulur oldu. Hayaletler tam bir enerji patlaması - şarkının ortasındaki uzun ritmik kısım özellikle, orada cidden kendimi kaybedip dans ederken kızın birine çarptım, birasının birazını üstüne döktüm. Kusura bakmasın, affetsin beni, başka konserlerde benim de başıma gelmiştir bu durum :) Arayan Bulur'un sonundaki saykadelik kısımda ise, Bartu'nun vokalleri üzerine bir anda yukarılarda beliren cambazın (güvenli bir şekilde bağlı olduğunu bilmemize rağmen) incecik bir halat üstünde yürümeye başlaması cidden güzel bir andı, herkesin bir nefes onu izledi 3-4 dakika boyunca. Ama sadece bir "sirk gösterisi" heyecanı değildi bu. Şarkının son kısmındaki o esrarlı karabasanlı atmosfer, ve ruhumuzu parçalayan sözler ile bu sırat köprüsü yürüyüşü gerçekten çok uyumluydu bence. Büyük Ev Ablukada, her zamanki gibi sırf güzel şarkıların, artiz sözlerin, sahnede biraz havalı duruşların grubu değil, her şeyi ince ve güzellikli bir şekilde düşünen, yaptığı işe kafa patlatan bir ekip. Sahnenin her anlamda hakkını veriyorlar. Daha önce de böyleydi, şimdi işler biraz daha büyüdü ama yine böyle.

Şimdi grup hakkında biraz daha iddialı bir şey söyleyeceğim. Başta dediğim gibi, bence Büyük Ev Ablukada 2010'larda yola çıktıktan sonra Türkiye'de belli bir çevrede müzik üretimini ciddi bir şekilde etkiledi. Bir yol açtılar ve oradan, arkalarından başkaları da gelebildi, çok güzel işler yapıldı. Şu anda Büyük Ev yolunu değiştirmiş gibi görünüyor, biraz da değil aslında, ciddi bir değişiklik. Daha elektronik, daha ritmik, daha kurgulanmış bir tarz, daha yoğun bir prodüksiyon. Bence bu yine bir şeylerin önünü açacaktır, bu işin başarısı, yine başka benzeri düşünceleri kafalarında pişiren ama kendilerine bir çıkış yolu bulamayan başka gençlerin, grupların da yolunu açacaktır. En azından ben böyle olmasını isterim, umuyorum ki de olur. Tabii bunu biraz zaman gösterecek. Özellikle Türkiye'de dinleyicinin şarkıya, söze ve rock müziğine daha meyilli olduğunu düşünürsek, sözlerin müziğin içinde kaybolduğu disco-punk tarzı bu yeni şarkıların, eskiler kadar başarılı olması çok da kolay olmayabilir. Ama neden olmasın?


Bu arada, biraz da magazin. Konserde aynı zamanda diğer bazı grupların üyeleri veya müzisyenleri görmek de çok güzeldi; Kaan BoşnakGaye Su AkyolAhmet Ali Arslan, Ali Güçlü Şimşek benim karşılaştıklarım, eminim birçok başka ismi de kaçırmışımdır. Ve tabii gecenin başında süper bir açılış konseri veren Palmiyeler'i unutmamak lazım. Sahnede olmaktan aldıkları keyifle bile muhteşem bir grup Palmiyeler, ki müziklerinin de çok güzel olduğunu ve giderek güzelleştiğini düşünüyorum.

Bitirmeden önce, grubun konser organizasyonlarını da yapan Stageart'tan Rıza Okçu'nun ilettiği şu güzel bilgileri de paylaşayım: Gecenin sahne tasarımı Cem Yılmazer, Muhtar Pattabanoğlu ve Mihran Tomasyan'a aitmiş. İpin üzerindeki yetenekli cambaz arkadaşımız Slackline Turkey isimli bir ekipten Can Şahin imiş (ben de tanımıyordum, nasıl bir ekipmiş bakacağım şimdi). Dansçılarımız ise Begüm Balcıoğlu, Erdi Bolat, Melis Tuzcuoğlu ve Mustafa Karadağ. Hepsinin ellerine sağlık! Yılın ikinci yarısında çıkması beklenen yeni Büyük Ev Ablukada albümü için ise biraz daha sabredeceğiz...

Bu da Alçak Basınç bonusu olsun, konser setlist :)

Son olarak, Fırtınayt haftaya Perşembe (28 Nisan'da) Ankara'da, 29 Nisan Cuma da İzmir'de olacakmış. Ben şimdiden İzmir konserine gitme planları yapmaktayım, gecikmeden siz de biletinizi ayırtın derim!

20 Eylül 2015

16 Eylül - Big Beats Big Times, Luca Venezia & David John Sheppard

Birkaç haftalık aradan sonra tekrar bir Alçak Basınç programı! Bu hafta iki ilginç isim vardı programda. İlki Berke Can Özcan'ın Big Beats Big Beats projesiydi. Açıkcası, programda da söyledim ama bu albümü oldukça geç dinledim. Şubatta çıkmış albüm, ancak bir ay kadar önce adam gibi dinleyebildim - oldukça da şaşırdım. Projenin bundan bir iki yıl önce ilk başladığı hali (daha deneysel, sadece ritim enstrümanları vs) ile şu anki hali (oldukça melodik, güçlü cümleler içeren bir müzik) arasında dağlar kadar fark var. Önce basit detaylar: "Full Moon Theory" adını taşıyor albüm ve yine Berke'nin de içinde olduğu Who Are We Who We Are plak şirketi tarafından yayınlandı (şuradan görebilir ve dinleyebilirsiniz). Sekiz parça ve her birinde Berke dışında da konuk bir davulcu, başka bolca enstrüman ve güzel müzikler var! Berke'yi bu arada bir sürü başka grubundan biliyor olabilirsiniz, şimdiye artık efsane olmuş eski işleri Tamburada ve DANdadaDAN, şu aralar içinde yer aldığı Korhan Futacı & Kara Orkestra ve başını çektiği 123 gibi. Biraz daha enstrümantal müziklerden hoşlananlar için Big Beats Big Times ilaç gibi gelecektir eminim, mutlaka baştan sona dinleyin!

Bu haftaki program öncesinde kendimce keşfettiğim çok güzel bir başka albüm ise Luca Venezia'nın "The Last Defender" albümü oldu. Fazla bilinmeyen bir takım ambient müzikler yayınlayan ufak bir dijital plak şirketi, Dream Catalogue'un Bandcamp sayfasında gördüm bu ismi. Sonradan kendisinin aslında Drop The Lime ve Curses gibi isimler altında hafif yoldan çıkmış EDM parçaları yapan kişinin ta kendisi olduğunu okuyunca ilgim daha da arttı. Oldukça güzel, Blade Runner'ın alternatif film müziği olabilecek tadda bir albüm bu. Son dönemde bu tür "cyberpunk" çalışmaları çok seviyorum, ileride buna özel bir program yapmam da gerekecek sanırım.

Bu hafta bahsetmek istediğim son isim David John Sheppard - hem kendi başına hem de Ellis Island Sound projesi içinde müzikler yayınlayan başarılı bir isim. Ayrıca bununla kalmamış, bir de Brian Eno hakkında çok başarılı bulunan bir biografi yazmış bu arkadaş. Village Green isimli ufak bir İngiliz (tabii ki!) plak şirketinin katalogunda rastladım kendisine, bu isimler de ayrıca bir programda incelenecektir! :)

Şimdi programa geçelim dilerseniz:



23 Ağustos 2015

19 Ağustos - Jamie Woon, Dayme Arocena, Julio Bashmore etc.

Geçen haftanın güzel sürprizlerinden biri Jamie Woon'un yeni single'ı Sharpness oldu sanıırm. 2015 sonlarına doğru da yeni bir albümle tekrar aramıza dönüyormuş Woon - ama albümün tam ne zaman çıkacağını öğrenemedim, plak şirketinden tek söyleyebildikleri "yıl sonu gibi"! Neyse, sonuçta çıkan şarkı çok güzel ve gerisi için de bayağı ümit vaadediyor. Bu yılın diğer neo soul yıldızları Thundercat ve D'angelo'nun albümleri gibi sıkı bir şeyler çıkacak diye umuyoruz. Bu arada, Woon bu albümü yaparken D'angelo'dan ilham aldığını da saklamamış, bir yerlerde yazıyordu.

Bu programın bir başka ilginç ismi Dayme Arocena. Kendisini Brownswood'dan çıkardığı albümü ile yılın başlarında duymuştum - ama albümü doğru dürüst dinlememişim anlaşılan, programda çaldığım Don't Unplug My Body'yi ancak şimdi, single olarak çıkınca farkettim. Oldukça güzel bir vokal caz şarkısı, Gregory Porter sevenlere göre tam.

Son olarak Julio Bashmore - bu ara takık olduğum elektronik müzik prodüktörü. Albümü Knockin' Boots muhteşem, biraz böyle sıra dışı elektronik ritimlere meraklıysanız (elektronik deyince tek anladığınız Hardwell falan değilse yani) mutlaka dinleyin. Bir de kendisinin Seven Davis Jr ile çok güzel bir ortak çalışması var, ona da bir kulak kabartın - veya gelecek haftaya buralarda olun? :)


18 Ağustos 2015

12 Ağustos - CFCF, Emil Brandqvist Trio

Bu haftaki programa Kanada'lı müzisyen CFCF (Michael Silver) ile başladım - kendisi yakın zamanda yeni albümü "Radiance And Submission"ı yayınladı. Kendisinin daha önceki çalışmaları gibi bu da bir ambient albümü - ama bolca şarkı da içeriyor! Kısaca anlatacak olursam, gecenin karanlığında başlayıp sabaha karşı biten bir şarkı gibi. Benim favori parçam albümün başlarında yer alan "Sculptures Of Sand" oldu, bu vokalsiz parça 70'lerin saykodelik synthesizer veya krautrock müziklerini hatırlattı.

Programdaki bir diğer ilginç isim, yakın zamanda ikinci albümünü yayınlayan İsveç'li Emil Brandqvist Trio. İsveç'li davulcu Emil Brandqvist'in (yayında yanlışlıkla Norveç demişim) triosu ile yayınladığı Seascapes albümü hem sakin, oturaklı bir müzik hem de bazı yerlerinde oldukça dinamik. Sakin kuzey melodilerin, incelikli ve etkileyici ritimlerle buluştuğu güzel bir yeni-caz albümü olmuş. Baştan sona dinlemenizi tavsiye ederim.